Kitab Ana ve Baba

Ahmet Hâşim'in “Yarin dudağından getirilmiş bir katre alev" diye tarif ettiği karanfilin Lisânü'l-Ezhâr'daki anlamları da ilgi çekici. Âşık sevgilisine bir tane karanfil göndermişse, bu, "Olalım seninle bir" demektir. Beş karanfil ise “Olayım sana eş” demeye gelir. Diyelim ki Ayşe Kız, sevgilisi Mehmed Çelebi'den beş tane karanfil aldı. Cevap olarak da üç karanfil gönderdi. Âşık, buluşmalarının güç olduğunu anlayacaktır. Çünkü üç karanfil “Buluşmamız oldu güç" demektir. Âşık bu cevap üzerine çaresizliğini anlatmak için yedi karanfil gönderebilir. Bu demektir ki "Aşkın beni yedi"
Sayfa 294·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Fransız Devrimi 18.yy. sonlarında "Insan Hakları Beyannamesi"ni ilan ederken bunu: "Erkeğin Hakları " başlığı ile ilan ediyordu. Bu bildirgenin birinci maddesi aynen şöyleydi: "Erkek hür olarak doğar, köleleştirilemez.” Sonra “ve kadın” kelimesi eklenmesi için çalışmalar yapılmışsa da bu girişimler reddedilmiştir ve Fransız Devrimi'nin hürriyet ilanı ilgili birinci maddesi: “Erkek hür olarak doğar, köleleleştirilemez.” cümlesiyle sınırlı kalmıştır. Bir asır sonra yani 19. asrin sonları ile 20 asrın başlannda büyük Fransız bilgini Gustave Lebone gelmiş, Toplum Ruhu adlı eserinde şöyle ilan etmiştir: “Muhakkak ki kadın asla erkeğe eşit olmamıştır. Bu ancak çöküş döneminde gerçekleşmiştir.” Bu cümleyi kadına da erkekler gibi seçme hakkı verilmesi hususunda erkeğin kadına eşit sayılmasını talep edenlere cevaben yazmıştır. Durum böyle devam etmiş, nihayet Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Cemiyet-i Akvam dönemi gelmiş, kadın hakları için çalışanlar ancak, büyük çaba ve meşakkatler çektikten sonra kadının erkekle eşit olduğuna dair bir bend koydurmayı başarmışlardır. Çünkü daima karşılarına Batinin dinî sıfatı ve yönü bulunan örfleri ve gelenekleri çıkmış, onlarla çarpışmışlardır. Çünkü yanlarında kadına insaf eden mahallî veya uluslararasi kanun metinleri yoktu ki kadını, geçmişteki ağır ve yoğun baskı kalıntılarından kurtarma sonucuna varabilme yolunda karşılarına çıkan bu engelleri aşmakta onları meşru bir dayanak olarak kullansınlar. Halbuki Allah'ın Kitab’ında ve Resulullah’ın (s.a.) sünnetinde, 15 asır önce birtakım kesin deliller gelmiştir ve bunlar sevap ve cezada, sorumlulukta, ibadette, insan onuru ve bütün insan hakları konusunda erkek ile kadını eşit saymıştır. İnsan haklarından yararlanma konusunda erkekle kadını eşit tutan İslâm, insanî görevleri yerine
Sayfa 91·Kitabı okudu
Aziz ve Celil olan Allah'ın razı olduğu ile insanların razı şey arasında çelişki varsa, Müslüman kadın tereddüt etmeden, duraksamadan, insanları kızdırsa bile Allah'ın rızası bulunanı seçer. Zira de. rin İslâmî şuuru ve ince duygu gücüyle idrak etmektedir ki insanların rizasını, hoşnutluğunu elde etmeye çalışmak ulaşılamayacak bir amaçtir; öyle bir amaç aynı zamanda sahibini Allah'ın gazabına götürebilir. Müslüman kadın bütün bu durumlarda hikmet sahibi peygamberinin yolunda hidayet arar. O buyurmuştur ki: “Her kim insanların gücenmesine rağmen Allah'ın rızasını ararsa Allah da onu insanların eziyet ve sıkıntısından kurtarır. Her kim de Allah'ın gazabına mukabil insanların rızasını ararsa Allah’da onu insanlara havale eder. "27 Bu hassas terazi ve bu sağlam ölçüyle Müslüman kadın önünde orta, uygun, güzel yolun işaretleri belirmektedir. Artık neyi alacağını bilir, neyi bırakacağını bilir. Onun şaşmayan daimi ölçüsü Allah’ın (c.c.) rizasını kazanmaktır. Ve bununla Allah yolundan ayrılmış birçok kadinin düştüğü gülünç, utanç verici çelişkili durumlar, Müslüman kadının hayatından kaybolur. Namazgahlarında huşu ile namaz kıldıklarını gördüğümüz halde birçok durumlarında ve tutumlarında nefislerinin arzularına uyan, hakdan ayrılıp uzaklaşan, bulundukları toplantılarda dillerine gıybet, dedikodu, koğuculuk ve insanların ayıplarını dolayan, sevmediklerine hile ve tuzak kurup kötülük etmek ve sıkıntı vermek için onlar aleyhine çeşitli laflar üreten bir kısım kadınlar vardır. Bunlar dinlerinde bir bozukluk, inançlarında bir zaaf, bu büyük dinin hakikatini zihinlerinde canlandırmada kusur çekmektedirler. Halbuki bu din kâmildir, tamdır, Allah Teâlâ o dini, insan şahsiyetinin çeşitli yönlerini kâmil manada kalıba sokmak için indirmiştir . Ondan sonra özel ve genel
Sayfa 68·Kitabı okudu
*GERÇEK ISLAM BU, NE DAHA FAZLASI NE EKSIGI..* Esedoğulları kabilesinden el-Havla binti Tuveyt adında bir kadın vardı. Bütün gece uyumaz, namaz kılardı. Bir gün müminlerin annesi Hz. Aişe’ye (r.anha) uğramış. Aişe’nin yanında Resulullah (s.a.) bulu nuyormuş. Hz. Aişe ona demiş ki: “Bu kadın el-Havla bint Tuveyt'tir. Geceleyin uyumadığını söylerler.” Bunun üzerine Resulullah (s.a.): “Geceleyin uyumuyor ha! Siz güç yetirebileceğiniz işleri yapın. Valla hi siz bıkmadıkça Allah da bıkma muamelesi yapmaz. O'nun en sevdi ği ibadet az da olsa devamlı olan ibadettir.” buyurmuşlardır. (Buhari ve Müslim). (Yani sizin takatinizi kat kat aşacak şekilde yapacağınız ibadet leri Allah kabul eder; lâkin hiçbir zaman, işinizi gücünüzü bırakıp bü tün vaktinizi ibadete ayırmanızı istemez.)
Müminlerin Annesi Zeynep (r.anha) nafile namaz kılar ve nama zi uzatırdı. Mescitde iki direk arasına bir ip bağlamıştı. Yorulduğunda veya kendisine biraz gevşeklik hali geldiğinde ona tutunup dinlenme ye ve dinçleşmeye çalışırdı. Resulullah (s.a.) mescide girdiği vakit o ipi görüp: “Bu nedir?” diye sormuştu. “Zeyneb'in, namaz kılıyor, kendisine yorgunluk veya gevşeklik geldiği zaman ona tutunuyor.” denilmiş. Bunun üzerine Cenab-ı Peygamber (s.a.) “Çözün onu. Biriniz dinçlik hissettiği sürece namaz kılsın. Yorulduğu veya gevşeklik hali geldiği va kit otursun." buyurmuştur.”
Sayfa 38·Kitabı okudu