Kitab Ana ve Baba

Günümüzde seyyahların hep acelesi var; telaş içinde, her ne pahasına olursa olsun diyerek geliyorlar, ama gelmek bir yolun sonuna varmak demek değil. İnsan her menzilde bir yere varır, her adımda geze genimizin gizli kalmış bir yüzünü keşfedebilir, bunun için bak mak, istemek, inanmak, sevmek yeterli
Sayfa 240·Kitabı okudu
Reklam
Eylemlerimizi ibret olsun diye halka açik yerlerde, herkesin içinde gerçekleştirmeliyiz. Böylece bir kişiyi öldürürken yüz bin kişiye de dehșet saçarız. Bununla birlikte infaz edip dehşet saçmak da yetmez, ölmeyi de bilmek gerek; çünkü öldürerek düşmanlarımıza korku salıp aleyhimize işlere girişmekten caydirırken, en cesur biçimde ölerek de kalabalığın hayranlığını kazanınız. Ve bu kalabalıklardan çıkan insanlar gelip bize katılır. Ölmek, öldürmekten daha önemlidir. Kendimizi savunmak için öldürüyor, ama insanları ikna etmek, kazanmak için ölüyoruz. Insan kazanmak bir amaç, kendini savunmak ise sadece bir araçtır."
Sayfa 134·Kitabı okudu
Babasi Alparslan bu tarz siyasete karşı çıkmasını nasihat etmemis miydi ? "Her yere hafiye yerleştirirsen" diye uyarmişti onu, "gerçek dost iarın, kendi sadakatlerini bildikleri için, bu yapılandan kuşku duymazlar. Oysa ki hainler hemen dikkat kesilir. Hafiyeleri satin almaya bakarlar. Yavaş yavaş gerçek dostlarının aleyhi- ne, düşmanlarının ise lehine raporlar almaya başlarsın. Sözler, ister iyi, ister kem olsunlar, oklara benzerler; sürüyle atarsın içlerinden biri hedefi vurur. Giderek gönlün dostlarına kapa- nır, hainler yanına yörene yerleşir, o zaman gücünden ne kalı geriye?"
Sayfa 88·Kitabı okudu
Kitaplarda bir efsane dolaşır. içinde bulunduğumuz binyilin başına her biri kendince damgasını vurmuş üç lranli arkadaştan söz eder bu efsane: Dünyayı gözlemleyen Ömer Hayyam, dünyayı yöneten Nizamülmülk ve ayn dünyaya dehşet saçan Hasan Sabbah. Birlikte Nişapur'da ögrenim gördükleri rivayet edilir. Tabii bu doğru olamaz, çünkü Nizam, Omer'den 30 yas daha büyüktür ve Hasan eğitimini Rey'de yapmış, belki doğduğu şehir olan Kum'da da biraz ders almış, ama kesinlikle Nişapur'da mektebe, medreseye gitmemiştir.
Sayfa 85·Kitabı okudu
Kerpic ve balçıktan inşa edilmis Kaşan. Yolu oraya düşen seyyahın gözleri, şenlikli bir duvari, bezemeli bir cepheyi boşu boşuna arar dururdu. Semerkant'tan Bağdat'a kadar binbir camiyi, sarayı veya medreseyi güzelleştiren o ünlü ve itibarlı, çiniler burada imal edilirdi oysaki. Müslüman Doğunun tamaminda çiniye kâşi veya kâşani denir, nasıl ki "porselen" sözcüğü hem Farsçada hem Ingilizcede Çin'in adını da içinde taşırsa, "Ķaşi" de Kaşan'i hatırlatırdi.
Sayfa 72·Kitabı okudu
Reklam