"Haydi bakalım, Gogol'dan ya da Puşkin'den ya da Shakespeare'den ya da
Moliere'den ya da dünyadaki geri kalan bütün yazarlardan daha
ünlü olacaksın! Olacaksın da ne olacak?"
Sonra benim başıma da ölümcül bir iç hastalığına yakalanan
herkesin başına gelenler geldi. Ilkin önemsiz rahatsızlık belirtileri
ortaya çıkar, ki hasta kişi bunları hiç umursamaz. Sonra bu belirtiler
gitgide daha sık ortaya çıkmaya başlar ve birleşerek kesintisiz bir
ıstırap sürecine dönüşür. Istırap artar ve hasta adam ne olup bittiğini
anlamadan, ufak bir rahatsızlık sandığı şey onun için çoktan
dünyadaki en önemli şeye "ölüme" dönüşmüştür bile!
On altı yaşından itibaren dua etmeyi, kiliseye gitmeyi ve kendi irademle oruç
tutmayı bıraktım. Bana çocukluğumda öğretilen şeylere inanmıyordum,
ama inandığım bir şeyler vardı. Neye inandığımı ise hiç anlatamıyordum. Bir Tanrı'ya inanıyordum. Ya da daha doğrusu Tanrı'yı inkar etmiyordum. Ama nasıl bir Tanrı'ya inandığımı tanımlayamıyordum.