Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli iştet ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih'ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı."
Kitabın giriş cümlesini bu şekilde oluşturmuş İhsan Oktay Anar. İlk başta etkileyici olduğu kadar da anlaşılmaz görünüyor. Neyse ki yazarımız da bu Osmanlıca sözcükleri yalnızca etkileyici bir giriş için kullanmış ve devamında gayet akıcı bir dille yazmış romanını.
Gerçek ve kurmacayı birlikte gördüğümüz bu eserde yazar Descartes' ın "Düşünüyorum, öyleyse varım." önermesiden yola çıkarak oldukça orijinal bir eser ortaya koymuş.
Zaman olarak 17. yüzyılda, mekan olarak ise Osmanlı topraklarında geçiyor Puslu Kıtalar Atlası ve muhteva bakımından ise Uzun İhsan Efendi'nin düşlerinden meydana geliyor. Olaylar düz bir çizgi halinde ilerlemek yerine sık sık yapılan geri dönüşlerle bağlantılar kurarak ilerliyor. Klasik üslubun dışında, postmodern tarzda yazılmış olması ve içerisindeki mizahi olayların yanında tarih, felsefe gibi farklı alanlardan da yararlanması romanın değerini artıran noktalar.
Birbirine bağlı yedi bölümden oluşan eserin içerisindeki olağanüstü olaylar neticesinde "fantastik roman" olarak adlandırabileceğimiz gibi "tarihi roman" olduğunu söylemek de mümkün. Bu bağlamda içerisinde 17. yy İstanbul hayatına dair birçok şey bulabiliriz.
"Ne var ki ben, kendimle ilgili bazı meseleleri hâlâ çözebilmiş degilim. Rendekâr düşünüyor olmasından varolduğu sonucunu çıkarıyor. Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım ama kimim? Galata'da, Yelkenci Hanı bitişiğinde ikâmet eden Uzun İhsan Efendi mi, yoksa bugünden tam üç yüz sekiz yıl sonra, sözgelimi İzmir'de oturan mahzun ve şaşkın adam mı?"
Kitabın 237.