"Gençleri anlamak için dört yıl üniversiteye devam ediyoruz, kitaplar okuyup öğretmen oluyoruz, sonra diplomamızı alıp bu yavruların karşısına çıkıyoruz ve şaşırıp kalıyoruz. Biz sınıfa onlar için geldiğimizi söylerken onların bizden bu kadar uzak oluşuna çok şaşırıyorum. Eğitim fakültelerinde öğrendiklerimiz bu yavrularla iletişim kurmamıza yetmedi hocam. Bu çocuklarda bilgi yok ama birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlar, biz güya çok bilgiliyiz ancak çocukların dünyasına girip onlarla anlaşamıyoruz. Bizde mi bir sorun var yoksa onlarda mı anlamadım gitti."
"Burada hep beraber çocuklarımızın sesini kendi ağızlarından duyalım istiyorum. Bizler anne-baba olarak onlara sürekli olarak bir şeyler anlatmanın derdine düşüp onları hiç duymayabiliyoruz. Biz onları duymayınca onlar da bizi dinlemeyi hiç istemiyor olabilirler..."
İletişim araçlarının geçmişin hiç bir döneminde görülmediği biçimde çoğaldığı ve günlük hayatımızı doğrudan etkilediği bir dünyada, insanların fertler olarak iletişimsizlikten bu kadar yakındığı bir tablo ile karşılaşılıyorsa, bu işte de bir bozukluğun olduğunu teslim etmek zorundayız demektir.