Çığlıklar
Balkonumun açık kapısından içeri girdi,
-Çarşamba günü akşam vakti otoyolda-
bir arabanın çıkardığı keskin fren çığlığı -işittim.
Balkondaydım, devamında köpeğin (sokağa terkedilmiş bir süs köpeğiydi besbelli) canhıraş biçimde attığı kesik kesik çıkan uzun keskin çığlıkları her yeri sarstı.
Balkonların çoğunun kapısı kapalı kalmaya devam ediyordu.
Arabalar trafikte akmaya devam ediyordu, kaldırımdan yayalar da öyle.
Bu olay yaşlı bir kadının elinden tutarak yürümeye yeni yeni alışan torununun önünde meydana geliyordu.
Bebeklikten yeni çıkan çocuğun bitmez tükenmez ağlaması başlıyordu, köpeğin çığlığına karışan.
Yaşlı kadın eğilip torununu kucağına almıyordu.
Arabadan -çarpan araba mıydı?- inen iki kişiden biri
köpeği özenle kucağına alıyordu, köpek susuyordu.
Adam yaşlı kadınla konuşuyordu.
Çocuk ise kendisine eğilen öteki adamın kulağına fısıldadığı öğüde avutucu sarılmalarına rağmen kulak asmadan feryat figan ağlamaya daha uzunca bir süre devam ediyordu.
Susmamacasına.
Daha fazla bakamadım hava iyice kararıyordu, sanırım halen ne yapmaları gerektiğini tartışıyorlardı.
ve en
kötüsü:
onları tepeden tırnağa
örten
kesin
umutsuzluk.
dayanılır gibi
değildir.
kalkar
sokağa çıkıp
bir aşağı bir yukarı
volta atarsın aynı sokakta
aklından
bu adamların
hepsi
çocuktu
bir zamanlar
ne oldu bunlara?
bana
ne oldu?
diye geçirerek
radyoda günün haberlerini dinledim
altıncı kez
dünya meselelerinde
uzmanlaşmıştım.
diğer kanallarda ince,
hastalıklı bir müzik vardı.
klasik müzik kanalları
parazitliydi
ama onlar da standart ve usandırcı bestelerden
başka bir şey çalmıyorlardı zaten.
7
radyoyu kapattım.
başımın içinde tuhaf bir döngü
oluştu --alnımın arkasından başladı, saat yönüne ters,
kulaklarımın arasından enseme, oradan da alnıma döndü
ve yine başladı
tekrar tekrar,