Ehلus Sûnne

Ehلus Sûnne
@Kitap_Cerrahisi
{Hanbeli} Okumayı zevk değil akîde meselesi görenlerdenim. Kur’ân ve Sünnet merkezli okur ve yazarım. Kalemim süs için değil; hakkı ayırmak, bâtılı teşhir etmek içindir. Popülere değil, hak olana meylim var.
Din elden gitti!
Bir asırdır çocukların zihinlerine köksüz, yoz ve hakikatten kopuk fikirler empoze edildi; kalpleri ait oldukları inançtan, tarihten ve medeniyetten uzaklaştırıldı. Kendi dinine, kendi değerlerine yabancılaştırılmış; fakat özendirilen Batı’yı da ne anlayabilen ne de sahih bir şekilde yaşayabilen, iki arada kalmış bir nesil inşa edildi. Ne oraya aitler ne buraya… Kimliksizliğin, boşluğun ve anlam kaybının içinde savrulup duran bir nesil… Bugün gelinen noktayı ifade ederken Gazeteci Muharrem Coşkun’un şu sözleri bu tablonun çarpıcı bir özeti gibidir: “İktidarının 24. yılı… Eğitimde bakanlar değişiyor, millet düşmanı anlayış değişmiyor. Milletin çocukları zorla okula götürülüyor. Sebebi ise belli; ecdada, geçmişe, tesettüre, inanca hakaret etmek, resim ve heykele secde ettirmek, Kemalizm dinine bağlı nesiller yetiştirmek.” Bu ifadeler, sadece bir serzeniş değil; aynı zamanda uzun yıllardır süregelen zihniyet krizinin dışa vurumudur. “Din elden gidiyor” söylemiyle iktidara gelenlerin uzun yıllar süren yönetimine rağmen; dine, mukaddesata ve Müslüman kimliğine yönelik saldırıların sıradanlaşması, meselenin yüzeyde değil, kökte olduğunu gösteriyor. Din elden gidiyor diyenlerin eliyle din elden gitti. Bu arada kalmışlık, bu köksüzlük ve bu savrulmuşluk hâli; gençlerin ruhunda derin bir boşluk açtı. O boşluğu hakikatle dolduramayanlar, sahte tatminlerin peşine düştü. Kumarla, uyuşturucuyla, şiddetle ve anlamsız isyanlarla kendini var etmeye çalışan bir nesil türedi. Ne dünyasına faydası var ne de ahiretine… Kalbi sönmüş, ruhu yorgun, istikameti kaybolmuş insanlar… Oysa çözüm uzaklarda değil. Çözüm; günde beş vakit semayı yaran ezanlarla çağrıldıkları hakikate yönelmektir. Çözüm; fıtratlarında yankılanan o kadim çağrıya kulak verip en yüce olana, Allah’a yönelmektir. Tevhid üzere bir imanla, ihlasla ve teslimiyetle O’na kulluk etmektir. Hayatı, Allah’ın kanunlarına göre tanzim etmek; hükmü yalnız O’na vermek; nizamı O’nun indirdiği ölçülerle kurmak ve şeriatı hayatın merkezine yerleştirmektir. Çözüm; inancı tevhid olan, ameli sahih, ahlakı sünnet üzere şekillenmiş nesiller yetiştirmektir. Çünkü insan ancak bu şekilde kendini bulur; toplum ancak bu şekilde istikamet kazanır; ümmet ancak bu şekilde yeniden dirilir.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kölelik Düzeni.
60 bin ₺ net maaş alan bir işçi asgari ücret vergi indirimi sonrasında yıllık 185 bin ₺ gelir vergisi ödüyor. Yanlış duymadınız 185 bin ₺ vergi ödüyor ancak işçimiz bunun farkında değil. Çünkü bu parayı işçimizin haberi bile olmadan işveren ödüyor. Sistem işçinin gelir vergisinin hesaplanması ve ödemesini işveren sorumluluğuna veriyor. Böylece modern köleler isyan psikolojisinden uzak tutuluyor. Sömürgeci batılıların vergi sistemlerini olduğu gibi alan ulus devletler, kurumsal yapıların (şirketlerin) lehine , işçi ve emekçilerin köleleşmesi üzerine kurulan vergi sistemini çalıştırıyor ve muhafaza ediyor. Şöyleki; Her şirket faaliyetini yürütmek için harcadığı tüm masrafları; iğneden ipliğe , sudan şekere, yakıttan gıdaya, reklamdan danışmanlığa , eğlence tatil promosyonlarından , motorlu araçlara kadar gelirinden düşerek net kârı üzerinden vergisi hesaplanırken, Emekçi işçimizin , çalışabilmek hayatını devam ettirmek için harcadığı ; kira , enerji, gıda , temizlik, giyim gibi en temel ihtiyaçlarını dahi gider olarak gösteremiyor, maaşının tamamı üzerinden sanki hiç bir harcaması yokmuş gibi vergilendiriliyor. Zenginler şirketleri üzerinden her türlü vergi indirimlerinden yararlanıp daha ucuza yaşarken, kölelik düzeni vergi sistemi üzerinden emekçinin sırtındaki yükü hep ağır tutuyor. Bu sistem zulümdür. Bu sistem adaletsizdir. Bu sistem sömürgeci batı tarafından zenginleri korumak için getirilmiştir. İslamda gelirden vergi alınmaz , servetten vergi alınır. O da %2,5 dur. İslam emekçiyi korur , servet sahibine dokunur. İslam adalettir. İslam zulmün karşısında hakkın ta kendisidir. Alıntı Çocuk bayramı kutladiklarina bakmayın, çocukların hayatını daha beşikte tüketen, sömüren ve çalan bir yapı bu.
Suçlu; kendisine emanet edilen tertemiz fıtratlı çocukları, inancından koparılmış, değerlerinden uzaklaştırılmış; bağımlılıklara sürüklenmiş, şiddete meyyal, saygı ve edep yoksunu, ruhen yaralanmış ve hayata yabancılaşmış bireyler hâline getirerek geri veren; insanı özünden uzaklaştıran o bozguncu laik-kapitalist demokrasi düzenidir.
Arapların Şâfiî'yi kendi gözlerinde şöyle tavsif etmeleri ne kadar da güzeldir: el-Hüseyn b. İdris'in Herat'ta anlattığına göre er-Rebî b. Süleyman şöyle demiştir: "Şafiî'nin vefatından kısa bir süre sonra halkasında oturuyorduk. Yanımızda bir bedevî durdu ve selam verdi. Sonra bize, "Bu halkanın ayı ve güneşi nerede?" diye sordu. Biz de, 'Allah'ın rahmeti üzerine olsun, vefat etti' dedik. Bunun üzerine bedevî hüngür hüngür ağladı, sonra da şöyle dedi: "Allah ona rahmet eylesin ve onu bağışlasın. O, beyânıyla kapalı delili açar, apaçık delillerle hasmına açık kapı bırakmazdı. Kara yüzlerdeki ayıbı temizlerdi. Re'yle kapalı konuları genişletir, sonra tartışmayı bitirirdi."
Sayfa 119 - 2. Cilt·Kitabı okudu
Şâfiî şöyle demiştir: "Delil getirmenin en güzeli, mânaları parıldıyan, temelleri/delilleri sağlam ve dinleyenlerin kalplerine mutluluk verendir."
Sayfa 118 - 2. Cilt·Kitabı okudu