{Hanbeli}
Okumayı zevk değil akîde meselesi görenlerdenim. Kur’ân ve Sünnet merkezli okur ve yazarım. Kalemim süs için değil; hakkı ayırmak, bâtılı teşhir etmek içindir. Popülere değil, hak olana meylim var.
İslâm’ın siyasal ve ahlaki ufku, netlik ister! Hak batıldan ayrılır, doğru yanlışla karışmaz. Kuran’ın temel vurgusu "bir bedel karşılığında hakikati satmama" uyarısıdır. Burada problem, kötülüğün varlığı değil, kötülüğün "kaçınılmaz ve meşru seçenek" gibi sürekli normalleştirilmesidir. Bu noktada "pragmatik dindarlık" dediğimiz bir yapı ortaya çıkar. Yani, muhafazakâr AKP İslâm sentezi. İnanç, ilkeler üzerinden değil, sonuçlar üzerinden konuşmaya başlar. "Şu olmasın da ne olursa olsun" mantığı, zamanla "ne olursa olsun devam etsin" psikolojisine dönüşür. Böylece din, hakikati ölçen bir mihenk olmaktan çıkar, mevcut düzeni aklayan bir dile dönüşür. En tehlikeli kırılma da burada gerçekleşir. İnsan, dini bir hakikat ölçüsü olarak değil, mevcut siyasal ve toplumsal tercihlere gerekçe üreten bir çerçeve olarak kullanmaya başlar. Bu durumda Allah ve Resûl’ün koyduğu ölçü, hayatın merkezinden çekilir; yerine "durum yönetimi" geçer. Oysa İslâm’ın ölçüsü net. Hakikat, şartlara göre eğilmez; şartlar hakikate göre düzeltilir. Aksi durumda din, yönlendirici olmaktan çıkar, yönlendirilen bir araca dönüşür. Bu yüzden asıl eleştiri kişilere değil, zihniyete yönelmelidir. Sürekli "ehven-i şer" diyerek şirki meşrulaştıran bir bakış, uzun vadede şerri sıradanlaştırır, hatta görünmez kılar. Görünmeyen kötülük ise artık problem olarak bile algılanmaz.
Abdullah'dan rivayet edildiğine göre, bir Yahudi, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip "Ey Muhammed! Allah gökleri bir parmak, yeryüzünü bir parmak, dağları bir parmak, yaratıkları bir parmak ve ağaçları bir parmak üzerinde tutar ve 'Ben Melik'im' buyurur" dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem azı dişleri görününceye kadar güldü. Ardından da "Onlar Allah'ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir" âyetini okudu.
Yahya şöyle dedi: Fudayl b. İyâz dedi ki: "Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Yahudiye hayret ve tasdik manasında gülmüştür."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bir toplulukta faiz ile zina yayıldığı zaman, onlar Allah azze ve celle'nin azabını hak etmiş olurlar."
İbn Mes'ûd'un şöyle dediği rivayet edilmiştir: Müleyke'nin iki oğlu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemʼe gelip “Annemiz, kocasına iyi davranır, çocuklarına sevgi gösterir, misafirlerine ikramda bulunurdu. Ancak cahiliyede iken kız çocuğunu diri diri gömmüştü" dediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem "Anneniz cehennemdedir" buyurdu. Oradan ayrıldıklarında memnuniyetsizlikleri yüzlerinden okunuyordu. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem geri dönmelerini söyleyince, sevinçleri yüzlerine yansıdı. Çünkü bu konuda yeni bir hükmün indiğini düşündüler. Geldiklerinde Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem "Benim annem de sizin annenizle beraberdir" buyurdu. Bunun üzerine münafıklardan biri "Kendi annesine bile faydası yok, biz de onun peşinden gidiyoruz" dedi.
Ensâr'dan, herkesten daha çok soru soran bir kişi "Ey Allah'ın Resûlü! Allah, annen veya onların anneleri konusunda sana herhangi bir söz verdi mi?" diye sordu. Sanırım bu konuda bir şeyler duymuştu. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem "Bu konuda Rabbimden bir şey istemiş değilim. Rabbim bu yönde bana bir umut da vermiş değil. Ancak kıyamet gününde Makam-ı Mahmûd'da duracağım” buyurdu. Ensârdan olan kisi "Makam-ı Mahmûd nedir?" diye sorunca, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde siz çıplak, yalın ayak ve sünnetsiz bir şekilde geldiğinizde ilk giysi giydirilecek kişi İbrahim aleyhisselâm olacaktır. Allah 'Dostumu giydirin!' buyurunca, beyaz iki örtü getirilir ve ona giydirilir. Sonrasında Arş'ın karşısında oturur. Sonra benim giyeceklerim getirilir. Onları giydikten sonra Arş'ın sağ tarafında, benden başka hiç kimsenin duramayacağı yerde dururum ki, gelmiş geçmiş tüm insanlar bundan dolayı bana gıpta ederler. Ardından Kevser'den Havz'a doğru bir ırmak
Abdullah'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize ihtiyaç hutbesini (hutbe-i hâce) şu şekilde öğretti: ""Elhamdülillahi nesteînuhû ve nestağfiruh ve neûzü billahi min şurûri enfusinâ men yehdillahü felâ mudille leh ve men yudlil felâ hâdiye leh ve eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resûlüh: Hamd ancak Allah'ındır. Yardımı ve bağışlanmayı O'ndan dileriz. Nefislerimizin kötülüklerinden O'na sığınırız. Allah'ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz, saptırdığını da kimse hidâyete erdiremez. Allah'tan başka ilah bulunmadığına, Muhammed'in de O'nun kulu ve resûlü olduğuna şehadet ederim.' Ardından şu üç âyeti okur: 'Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.'
'Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.'
(Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarını-zı bağışlar. Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse, büyük bir kurtuluşa ermiş olur. ' Sonra da ihtiyacını söylersin."
Al-i İmrân 3/102.
Nisâ 4/1.
Ahzab 33/71.