Almanya'dan Türkiye'ye sandıklar dolusu kitapla dönmüştü. Annem, babamın kitapları konusundaki hayretini hâlâ her fırsatta dile getirir. İstanbul'da evlenip Ankara'daki ilk yuvalarına taşındıklarında annemi en çok şaşırtan şey iki odalı evin bir odasının tümüyle kitaplara ayrılması olmuş. Kitaplar hep çok önemli.. Haziran 1947'de Paşakapısı Cezaevi'nden anneme yazdığı mektupta, özellikle altını çizerek istediklerine bakın:
"Cezaevi Karacaahmet'e yakın, üzülecek bir şey yok. Her şey düzelir, hele Filiz hiç üzülmesin. Okullar başlamadan çıkarım. Yeni davalar o kadar ehemmiyetli değil. Siz gelirken bana şunları getirin:
1- Pijama, eski sarı ayakkabılar, çamaşır.
2- Şu kitaplar: Misafir odasındaki raftan, Bros: Der Pharao, Ehrenburg: Der Fall von Paris, Steinbeck: Die Früchte des Zomes, Norah Lofts: Hölle der Barmherzigkeit. Bunları mu- hakkak beraber getirin..."**