— Peki baba, kadın olmak ister miydin? diye sordum.
Birden, sesini yükseltti,
— Ne münasebet? dedi. Sanki böyle bir ihtimal varmış gibi, soruma sinirlendi. Oysa aynı soruyu anneme sorduğum zaman, annem içini çekti.
— Erkek olsaydım!.. dedi.
Dün, öğretmenimiz bizi müzeye götürmüştü. Dönüşte kendisine bu soruyu sordum. Gülümsedi,
— Nerden aklına geldi böyle şey? dedi. Ben de, senin mektupta yazdıklarını kısaca anlattım.
— Böyle şeyler, sizin yaşınızın konusu değil, dedi. İşte en canımı sıkan cevap da budur. Bizi, hiçbişeyden anlamaz sanıyorlar.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gerçekten de öğretmen, arkadaşlarımız gibi, başka birinin duyması gereken vicdan azabını anlatmıştı. Bu konuda en doğrusunu Yaşar söyledi:
— Çocuklar, ben anladım... Bu vicdan azabı denilen şeyi hiç kimse kendisi hatırlamıyor. Her kes, başkalarının çekmeleri gereken vicdan azabını biliyor.
Ertesi gün okula gelince Demir,
— Ben babama sordum, dedi. Babam dedi ki: «Çocuklar vicdan azabı çekmezler. Çünkü vicdan azabı çekilecek olaylar için, daha zamanları olmamıştır. Vicdan azabı çekilecek işler yapmak için büyümek, büyük adam olmak gerekir.
Mustafa Satı Bey 'in 1911 yılında dile getirdiği şu düşünceler için kim eskimiş diyebilir ki! "Anlaşılmadan ezberlenen şeyler, kabuklarıyla beraber yutulan ve sonuçta hazmedilemeyen çekirdeklere benzer. Bilginin gerçekten bir manevi gıda olması için hazmedilmesi, yani anlaşılıp zihnin malı haline getirilmesi gerekir."