Onbinlerce yıldır var olan ve yavaşça, emekle, nesiller boyu gelişen insan medeniyeti ne kadar da hassas, ne kadar da kırılgan! Adeta mükemmel bir kollektif uyumla yapılmış muazzam bir bina ama bütün yılların tozunu silecek bir vinç darbesi veya bir depreme karşı ne kadar hassas ve kırılgan. Binlerce yıldır geliştirdiğimiz, dil, edebiyat, fizik, kimya, matematik, mimari, kültür, sosyal ve idari düzen, şehirler ve yedi milyar nüfus; bir göktaşı, salgın hastalık, dünya dışı varlıkların istilası karşısında ne kadar âciz. Hatta kendisi karşısında bile âciz, dünyanın dengesini bozarak kendisini bile yiyip bitiriyor…
Jack London 1912 yılında yazdığı bu kitabında kendimizi adeta ilahlaştırdığımız medeniyetimizin aslında ne kadar âciz ve kırılgan olduğunu bilimsel çıkarımlarından yaptığı varsayımlar doğrultusunda bizlere hatırlatıyor. Daha önce de insanlık medeniyeti bu kadar gelişmiş olmamasına rağmen korkunç bir veba salgını atlattı. Belki günümüzde çıksa çok daha korkunç sorunlar oluşturabilecek, medeniyetimizi yok edecek. Günümüzde de dünya dışı virüsler ve kutuplardaki virüsler medeniyetimizi tehdit eden en büyük dış unsur. Jack London da okuduğu bilimsel yazılardan ötürü bu duruma dikkat çekmiş.
Kitabın çevirisi de korona döneminde yapılmış. Aynı dönemde karantina ile ilgili kitaplarda bir satış patlaması olmuş ve bu konuda yeni kitaplar yazılmıştı. Bu da aslında insanlığın başına musibet gelmeden ne kadar da umursamaz olduğunun adeta bir örneği ama konuyla alakadar kitapların yazılması veya çevrilmesiyle yetinmesi de ne kadar da ders çıkarmak istemediğinin, popüler kültüre bir iki şey katmanın dışında alışkanlıkların ve varolan düzenin yılmaz bir parçası olduğunun göstergesi. Tabii kitap ve film basıp satmak kapitalizmin doymak bilmez çarkına hizmet eder, önlem ise