Çok geçmeden, her şey kayboldu.
Artık sadece karanlık vardı.
Ve sükunet.
Sükunet, mutlak bir sükunet!
Kafamın içinin bu kadar gürültülü olabileceği hiç aklıma gelmezdi. Düşünce, görüntü ve seslerin beynimin içinde sürekli çınlayıp durduğunu daha önce hiç fark etmemiştim Meğer insan beyni ne kadar da katoik bir yermiş.
Reg Channard, Yıldızlar ve Yaşamları adlı kitabında şöyle yazar : "Yirmi birinci yüzyılın başlarında, şöhret takıntısı salgına dönüşmüş bir hastalıktı. Gençler okulu ve dersleri bir kenara bırakmış, çılgın bir şöhret sevdasının peşine düşmüştü. Bunun sonucunda da ortalık güzel şarkı söyleyip dans edebilen çöpçülere ve garsonlara kalmıştı."
Âdeta resmî bir edayla:
— Muhterem efendim , diye söze başladı, fukaralık ayıp değil; bunu bilirim . Sarhoşlu ğun da bir fazilet olmadığını daha iyi bilirim . Ama sefalet, muhterem efendim , sefalet ayıptır. Fukaralıkta, yaradılışınızın soylu duygularını henüz koruyabilirsiniz! Sefalette ise, bunu hiç kimse, hiçbir zaman yapamam ştır. Sefalete düşmüş bir kimseyi toplumun dışına atmak için sopayla kovmazlar da, süpürgeyle süpürürler; bu, onu
daha çok alçaltmak içindir. Hakları da yok değil; çünkü sefalete düşünce kendi kendimi ilk aşağılayacak benim .