Ağır ağır kahvesini içmekte olan doktor, gözlerini pencereye dikerek üzüntülü bakışlarla dalan Selim'in susuşunu görünce bıraktıkları konuya geldi:
–Aşk için söylediklerimi galiba garipsedin. Herhalde evlenmeden önce geçirdiğin aşk maceralarını hatırlayarak onların birer şehvet isteği olup olmadığını düşünüyorsun?
Cezmi'nin bu sözlerinden Selim hoşlandı. Fakat bir şey belli etmedi:
-Aşkın felsefesiyle uğraşacak vaktim olmadı ama onu hiç de senin dediğin gibi düşünmemiştim.
-Felsefesi değil, tarifi... Kesilmiş bir koyunun kasap dükkanındaki manzarası hoşa gitmez, hatta bazılarına iğrenç görünür. Fakat usta bir aşçının elinde nefis bir et yemeği olduğu zaman, dükkandaki manzarasına bakamayanlar bile onu iştahla yer. Aşk da böyledir. Aslında şehvettir yani hayvani bir istek. Fakat romantik bir muhayele onu o kadar süsler ve güzelleştirir ki aşkın ilahi bir duygu olduğuna inanırız. Yüzlerce yıldan beri bu şairane tarifleri dinleye dinleye aşkın insanüstü bir şey olduğunu sanmışızdır. Gerçekte şehvet isteğinden başka bir şey değildir.
–Bazen bir sevgili için her şey bırakılır yüzbaşım. İnsan bir öfke anında arkadaşını, bir buhran dakikasında kendisini öldürebildiği gibi, aşk denen hastalığın şiddetlendiği bir sırada da istikbalini, halini, mazisini, her şeyini feda edebilir.
Pusat, doktora istihkarla baktı:
–Bunları iradesiz, karaktersiz ve zayıf adamlar yapar.
Doktor, büsbütün hüzünlenen bakışlarını pencereden ta uzaklara çevirerek cevap verdi:
–En kuvvetli insanların da zayıf anları olur.
Saatler geçiyor, bunun farkında olmayan Selim, Ayşe'nin verdiği yazıları okuyordu. Ömründe ilk defa, askerlik dışındaki bir konuya böylesine merak ve ilgiyle dalmıştı. Masal okuyan bir çocuk gibiydi. Bir aralık, okuduğu kitap kendisini Hallâc-ı Mansur'a getirdi. Hallâc-ı Mansur, "Ene'l Hak" dediği için işkenceyle öldürülürken kendisini öldürenler için Tanrı'ya yalvarıyor ve şöyle diyordu:
"Onları bağışla. Beni bağışlama. Mademki benim insanlığımı kendi Tanrılığında yok ediyorsun, benim insanlığımın senin Tanrılığın üzerindeki hakkı ile, benim sana kavuşmama böylece sebep olan bu insanları senin de yargılamanı istiyorum."
– Din, naslardan ibarettir ama insanların kendi duygu ve düşüncelerine, kendi mizaçlarına göre değişik şekilde anlayacakları ve birbirleriyle çekişecekleri noktalar bulunabilir. Nitekim türlü mezhepler arasındaki çatışmalar da bunu gösteriyor. Tasavvuf, teferruata ehemmiyet vermeden geniş bir müsamaha içinde ve yalnız sevgiye, iyiliğe dayanarak insanı, dünyayı, kainatı, Tanrı'yı anlamak sistemidir.