Ayfer Tunç’tan okuduğum ilk eser oldu Suzan Defter. Daha önce bu tarzda hiç okumamıştım. Kitap 2 kişinin günlüğünden oluşuyor. Sol taraf avukat Ekmel beyin sağ taraf ise Derya hanımın günlüğü olarak yazılmış. Gün gün anlatıldığı için sırayla okuma yaptım öyle daha anlaşılır oldu. Ekmel beyi okuduktan sonra o güne ait Derya hanımın kısmını okudum.
Psikoloji, kişilerin iç dünyası ve aile ilişkilerinin anlatıldığı yoğun duygulu bir kitaptı.
Ekmel avukat evli ve bir kızı olan bir adam ama eşi tarafından değer görmediği silik bir koca. Ailesinin hepsinin ayrı karakter olduğunu fakat kendinin ise seyirci rolüyle var olduğunu dile getirmiş. Ekmel babasının da annesi tarafından sevilmediğini mutsuz bir evlilik içinde büyüdüğünü dile getirmiş sürekli.
Derya ise anne ve babasını kaybettikten sonra bütün hayatı olan abisiyle geçen günlerini anlatmış. Abisi ve abisinin büyük aşkı Suzan arasında sıkışıp kalmış bir karakter.
Ekmel sırf birileriyle konuşabilmek için evini ilana verir, sonra bir telefon gelir ve bu kişi kendini Suzan diye tanıtan Deryanın ta kendisidir. İki yalnız insanın yolu bu şekilde kesişir. Ekmelin konuşacağı bir insana Deryanın ise artık dışarı çıkmaya ihtiyacı vardır. Mutsuz evliliklerde büyüyen iki çocuğun yetişkinlikte yaşadığı sorunlar çok yoğun duyguyla anlatılmış. Kitabın dili akıcıydı yazarın kalemini çok sevdim sadece bir o sayfaya çevir bir bu sayfaya geri dön derken zorlandım.
Üç farklı kadın üç farklı hikaye …
Smita , Gulia ve Sarah üç ayrı kıtada yaşayan ve birbirini tanımayan kadınlardır. Kaderleri ise bir saç teli ile onları birbirine bağlar.
•Smita, Hindistan’da yaşayan dalit sınıfına mensup alt tabakadan bir kadındır. Yaşadığı ağır yaşam koşullarını sırf kızı yaşamasın diye mücadele verir.
•Gulia, İtalya’da babasının peruk şirketinde çalışmaktadır. Bir gün beklenmedik bir haberle babasının hasteneye kaldırıldığını öğrenir. Ve mücadelesi başlar.
•Sarah, iki evlilik yapıp boşanmış, 3 çocuğu ile birlikte yaşayan güçlü, başarılı bir avukattır. Bu kadar başarılı bir avukat olmak için büyük çaba vermiştir. İş arkadaşları olsun, çevresindeki diğer insanlar olsun hiç kimseye gerçek kendini göstermez. Herkes onu hırslı, gözü pek bir avukat olarak görür. Bir gün hiç beklemediği bir haberle yıkılır. Ve onun da yaşam mücadelesi başlar.
Kitap o kadar akıcı ve güzeldi ki tadı damağımda kaldı diyebilirim. Yazarın kalemini çok sevdim. Sanki kitabı okurken direkt yanlarında, canlı şekilde bütün olaylara şahit oluyorsunuz. Üç ayrı karakter ve her biri dünyanın başka noktalarında yaşıyor. Ama onları aynı kılan şey özgürlükleri için verdikleri mücadele. Her kadının ayrı gücü olması ve bunun çok güzel anlatılması çok hoşuma gitti. Bence bütün kadınların okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.