Kızların Suskunluğu |3,5/5|
Neden olduğunu bilmiyorum ama bir şekilde kendimi İthaki’nin yayınladığı mitoloji kitaplarını takip ederken buldum bir süre önce. Ben, Kirke ve Akhilleus’un Şarkısı kitaplarını arka arkaya okuduktan sonra böyle bir oluştu kafamda ve bugün de Kızların Suskunluğu okumuş olarak, İthaki’nin mitolojik kitap yayınlarını takip etmeyi sürdürüyorum.
Tarihin neredeyse her zaman eril bir dille yazıldığını kanıtlar nitelikte olan mitolojilerde kadınlara söz hakkı verilmemiş olması durumunu düzeltmeyi amaçlayan kitaplardan biri Kızların Suskunluğu. Truva savaşında Yunanlılara esir düşen Briseis ve diğer kadınların hikayesini anlattığını iddia ediyor kitabımız. Hikayeyi Briseis’in ağzından duysak da diğer kadınların hikayeleri yüzeysel olarak anlatılıp geçiliyor gibi düşünüyorum.
Kitabın en büyük başarısı, kahraman olarak atfedilen Yunanlılara dışarıdan bir gözle bakabilmek olmuş. Akhilleus ve Agamemnon gibi karakterlerin ve kamptaki askerleri onları yücelten ve onların kahramanlıklarını anlatmayı amaçlayan bir ağızdan değil de onlar tarafından kullanılan ve onlardan nefret eden bir karakterin ağzından duymak ilginçti, güzeldi. Benim kitap hakkında düşündüğüm şey yazarın bu kitabı yazarken kimleri hedef aldığı. Çünkü kitap bir noktadan sonra bize Akhilleus’un hikayesini anlatmaya başlıyor ve Briseis’ten koptuğumuz kısımlar görüyoruz. Sanki yazar Truva savaşını hiç okumamış ya da duymamış insanlara da hitap etmek istemiş gibi bir izlenime kapıldım.
Şahsen ben kitabı Briseis’in açısından okumak isterken, belki çok fazla değil ama bir kısmı, Akhilleus’un ağzından, bu kitabı okumaya niyetlenmiş birçok okurun öncesinde başka kitaplarla okuyup öğrendiği hikaye yeniden anlatılıyor. Erkeklerin, köleleri hakkında onlar odadayken bile onlar hakkında konuşması