Düşünce namusu, kültürün tarlasında biter. Olgun insan, kültürlü insan, kendisi için yaşayan insan değildir. Düşünceleri için, düşüncesinin namusu için yaşayan insandır.
Hep böyle olur. Hep, eller gider Mersine, biz gideriz tersine. Bence çektiğimiz biraz da bunun elinden. Neden bu huyumuzu değiştiremiyoruz bir türlü ? Neyimiz eksik ki ? Bir şeyler var, bizim bilmediğimiz bir şeyler var.
Her işin başının “düşünce namusu” olduğunu söyler Yaşar Kemal. “Bence, batı batı dedikleri, düşünce namusuyla başlar onunla biter. Düşünce namusunun bitmediği, gelişmediği yerde hiçbir iyilik bitmez, gelişemez…”
“Ben sevgiden, sevinçten söz açmak istemez miyim. Delice, çılgınca, içim taşa taşa bir sevinçten söz açmak istemez miyim? Ben sevinçli adamın. Bu dünya böyle olmasa, böyle kara, karanlık olmasa ben sevinçten taşar coşardım. Yaradılışım karanlıktan çok aydınlığa, acıdan çok sevince… Ne çare, ne çare ki sevinmek gelmiyor elimden… Dostluktam söz açmak, ne güzel. Bir dostum var. Sıcacık eli var, sevgi dolu gözleri var. Ne güzel yalansız, salt sevgi dolu bir insan eli sıkmak. Sıcacık, sıcacık… Ben deli olurum, insanlar karanlık karanlık, kuşkulu baktıkça bana… Bütün insanlar kuşkusuz, korkusuz, çıkar düşünmeden, düşmanlık geçirmeden içlerinden baksalar birbirlerine… İnsan, ne olur biliyor musunuz, sıcacık bir bahar güneşinin bahtiyarlığında duyar kendisini… Bahar güneşinde bir sevinç içinde gerinir. İnsan bir bahar çiçeği temizliğinde olur…”