Sevgi: Zaman zaman geçmişle hesaplaşmaya çalışan, kayıpların yükünü taşıyan ama umut etmeyi bırakmayan genç bir kadın.
Yiğit: Sevgi ile ilişkisi hem aşk hem de tarihsel koşulların ağırlığıyla sınanan bir bağ. Onun nezninde anavatan ile yavru vatan arasındaki köprü anlatılıyor.
Kitap , kişisel aşk hikâyeleri ile toplumsal-tarihsel olayların nasıl iç içe geçtiğini öyle güzel aktarıyor ki
“Belki” kavramı, aşk için olduğu kadar barış ve özgürlük için de söyleniyor.
Sema Hanım’ın, gerçek olayların içine böyle kurgusal karakteri yerleştirip bizi tarihin ortasına çekmesine bayılıyorum.
Kitap boyunca öyle derin duygular yaşattı ki, satır aralarında kaybolup harika bir eserin tadına vardım. Her sayfasında bambaşka hisler uyandırdı; sonunda, iyi bir kitabın ruhu nasıl doyurduğunu yeniden hatırladım. Satırlarında öyle güzel duygular saklıydı ki, bitirdiğimde harika bir yolculuğun keyfini yaşadım.
Kitap, şu soruları düşündürüyor:
Tarih boyunca yaşanan acılar, geleceği şekillendirmek için nasıl bir ders olabilir?
Aşk, savaşın ve politikanın gölgesinde ayakta kalabilir mi?
“Belki” sözcüğü, umutsuzluk mu yoksa geleceğe dair son ışık mı?