Dün Karamazov Kardeşler'i bitirdim. Biraz hüzünlüyüm aslında. Çok sevdiğim birinden, bir daha birbirimizi hiç görmeyecek şekilde ayrılmışım gibi hissediyorum.
Sizde de öyle mi bilmiyorum ama bende nefret etmediğim sürece, kitap ne kadar kalın olursa o kadar bağlanıyorum. Aslında bu birazda kitaptaki betimlemelerin ve detayların çokluğuna da bağlı. Dostoyevski okumayı da bu yüzden seviyorum sanırım. Kitapta, ana olay dışında da pek çok olaya, muhabbete, şahısa şahitlik ediyoruz. Hatta belki bazılarınız okurken 'Bunun olayla ne ilgisi var?' diyebilir. Ama aslında bu detaylarla ve betimlemelerle (özellikle psikolojik betimlemelerine hayranım) o dönemi, ortamı kavrayabiliyoruz. Bu sayede ana olayı anlamak, yorumlamak çok daha kolay hale geliyor. Hatta sadece olayı değil, Dostoyevski'yi de tanımaya başlıyoruz. Çünkü karakterler arasında her konuda muhabbet dönebiliyor. Bu muhabbetler sayesinde de kafamızda Dostoyevski'nin görüşleri hakkında ipuçları oluşabiliyor. Aslında Karamazov Kardeşler bi roman evet ama yeri geldiğinde de bi düz yazı okumuş kadar oluyorsunuz. Hem olay örgüsüyle bir şeyler katıyor size hem de düşünceleriyle.
Neden Dostoyevski okumayı sevdiğimden bahsederken aslında kitabı da yorumlamış oldum bence. Sayfa sayısı gözünüzü korkutmasın, gerçekten kendini okutuyor:)