...olan her şey yok oluyor,” diye yazıyordu geniş kaşlarını acımasızca çatarak. “Sınırlar kayboluyor, gelecekle bağlantı kopuyor. Her şey duygusal, gerçeklerin ve olması gerekenlerin tam tersi.
Hayatta öyle anlar vardır ki yaşananlar sanki sınır taşlarıyla belirlenir. Bu sınır, aynı anda yeni bir yolun da işaretidir. Böyle bir geçiş anında, biz, gerçek konumumuzun bilincine varmak için, düşüncenin geniş perspektifiyle, geçmişi ve şu anı gözden geçirme ihtiyacı duyarız. Hatta dünya tarihi bile geçmişine ve çevresine bu tür bakışlar fırlatma ihtiyacı duyabilir. Bu da, sanki tarihin gerilediği ve durakladığı izlenimi verir. Oysa o sadece koltuğuna yaslanıyor ve kendini daha iyi anlamaya çalışıyor zihnin etkinliğini incelemeye çalışıyor. İnsan böyle anlarda lirik havalara girer.