Ateşi Çalmak 1 (Karl Marx ’ın Gençliği)

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.784
Gösterim
Adı:
Ateşi Çalmak 1
Alt başlık:
Karl Marx ’ın Gençliği
Baskı tarihi:
30 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
632
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052283479
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
Kor Kitap
Baskılar:
Ateşi Çalmak 1
Ateşi Çalmak 1
Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich En­gels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırla­rını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yal­nızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserin­de yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.

Eserin ‘Karl Marx ’ın Gençliği’ alt başlığını taşıyan ilk cildinde, Karl Marx ’ın çocukluk ve gençlik yılları anlatılmaktadır. Ve aynı dönemin, büyük müca­deleleri: “Çalışarak yaşamak ya da savaşarak ölmek” sloganıyla barikatlar kuran işçilerin ve zanaatçıların, proletaryanın bağımsız bir sınıf olarak or­taya çıkışını temsil eden 1831 Lyon Ayaklanması... İngiltere’de, görkemli bir ayaklanma havası içinde, milyonlarca işçi ve emekçiye ‘Halk Fermanı’nı imzalatan Chartistler... Almanya’da Hessen Prensliği ’nde, ‘Kulübelere Barış, Saraylara Savaş!’ sloganıyla eyleme geçen proleterler ve köylüler...
640 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10 puan
Bir kitabı elimize ilk aldığımızda nasıl bir emeğin ürünü olarak ortaya çıktığını pek de düşünmeyiz. Ne kadar çok işçinin ellerinin hüneri ve gözlerinin nuruyla gelip konuk oluvermiştir dünyamıza, merak etmeyiz çok kez. Buram buram kâğıt kokusunu içimize çektiğimizde dünyamıza neler sunacak, neler katacak bilmeyiz henüz. Kitapların hepsi benzer bir emeğin ürünüdür aslında. Ama ilk sayfaları çevirip de yolculuk başladığında anlarız ki kitapların her biri çok farklıdır. Bazısı zehir saçar. Zehirli bir yılan gibi tıslayarak bilincimizi ele geçirmeye çalışır. Kör tanrıların emrinde yazılmıştır her bir satırı. Bazısı öğretir. Bazı kitaplar hayallere dalmamızı ister ya da yalana gerçek dememizi. Ama bazı kitaplar vardır ki, bilincimizi bir dağ doruğundan diğerine çıkarır. Onları okudukça kendimizi yerçekimsiz bir yaşamdan kurtulmuş, ayaklarımız yere basmış gibi hissederiz. Kendimize bir yer buluruz. İnsan toplumunun tarihinde bir yer. Dünyada bir yer. Boşlukta salınıp durmaktan kurtarır, örgütler bizi böyle kitaplar. Yön duygusunu kaybetmiş sandığımız insanlığın nereden gelip nereye gittiğini gösterirler, bize emek verirler.

Galina Serebryakova’nın kaleme aldığı “Ateşi Çalmak” işte böyle bir kitaptır. Çünkü aslında kitabın anlattığı konu, işçi sınıfının Prometheus’u olan Karl Marx’ın hayatı ve mücadelesidir. Prometheus, tanrılardan ateşi çalıp insanlığa vermiştir. İnsanlık için ateş aydınlık demektir. Karanlıkta önünü görmek ve tüm zorluklara göğüs gerebilmek demektir. Çözümdür ateş. Marx da, tıpkı Prometheus gibi, kurtuluş ateşini işçi sınıfının eline vermiştir. Marx işçi sınıfı için ışık demektir. İşçi sınıfının kurtuluşu Marx’ın öğretisindedir. Marksizmin ışığında yürümektedir.

Anlatılan Marx olunca, Marx’ın hayatı olunca, kitap artık bir biyografi değildir. Belgesel değildir. Tarih kitabı değildir. Anlatılan Marx’ın hayatı olunca o kitap artık bir nehirdir. Yaşamın ve doğanın tüm labirentlerinden geçtiğimiz bir akıntıya katılırız önce. Karmaşık olan sadeleşir. İmkânsız olan yakınlaşır. Bilinmez olan anlaşılır. Tarihe karıştığını düşündüklerimiz yanımıza gelip hayatımızın gerçeği olur. Marksizm daha da kuvvetli bir biçimde ete kemiğe bürünür.

Galina Serebryakova 1905 yılında Rusya’da doğmuştur. Henüz çocukken, ailesiyle beraber gericiliği ve devrimi yaşar. 1917 Ekim Devrimini yaşatmak için ön saflarda çarpışmaya başladığında daha sadece 12 yaşındadır. Marx gibi bir devrimciyi bu kadar içtenlikle ancak bir devrimci anlatabilir. Belki de bu nedenle Ateşi Çalmak, devrimcilerin yüreğine doğru bu denli güçlü akar. Kitabın beş cildi de sonsuz kollarıyla birleşen ve yüreğinize doğru akan bir nehrin ışıldayan suları gibidir.

Kitap ilerledikçe değişik insanlarla tanışmaya başlarız. Kimisi Marx’ın amansız bir mücadeleyle ezdiği karşıtlarıdır. Kimisi mücadeledeki sadık yoldaşıdır. Hiçbirine karşı bir yabancılık duymamız mümkün olmaz. Marx’la kol kola girerek düşmanlara karşı mücadele etmek ya da dostlarıyla yoldaşlaşmak kaçınılmazdır. Dühring, Lassalle ya da Bonaparte ile amansız bir savaşın içinde buluruz kendimizi. Paris Komünarları ile aynı duvar diplerinde kurşuna dizilirken “Yaşasın Komün” diye haykırmak onurunu paylaşırız. Ama nasıl olduğunu anlamadan bir bakarız ki biz geçmişe gittiğimiz gibi, Marx da bugüne gelmiş ve yanı başımızda, bizimle omuz omuza savaşıyor. İşçi sınıfının düşmanlarına bizimle beraber saldırıyor, bizimle beraber onları yere seriyor. Bu nasıl oluyor anlamak mümkün olamadan biz geçmişe gidiyoruz, Marx bugüne geliyor. Bu muazzam duyguyu başka bir kitapla yaşamak nasıl mümkün olabilir ki?

Üstelik zamanın bu muhteşem eşleşmesinin hiçbir mistik yanı yok. İnsanlığın ortak hafızası, işçi sınıfının mücadelesinin büyüklüğü, işçi sınıfının gerçek önderlerinin gücü aramızdaki zaman ve mekân farkını büyük ölçüde anlamsız kılıveriyor. Sayfaları çevirdikçe şöyle düşünüyoruz: “Ben Marx’ı tanıdığım ve onun öğrencisi olduğum için mutluyum. Eğer bu böyle olmasaydı düşman cephesine silahsız, zırhsız ve yalnız çıkmış bir asker gibi olmaktan kurtulamazdım.”

Nehirdeki yolculuk devam ederken tarihin sırları açığa çıkmaya devam eder. İşçi sınıfının ilk isyanları, Avrupa’yı boydan boya bir devrim kıtası haline getiren 1848 devrimleri, Birinci Enternasyonal’in kurulması, Kapital’in yazılışı, Paris Komünü şahit olduğumuz olaylardır. Yazar bunları anlatırken, bir resme bakar gibi edilgen kalmamıza engel olur. Anlamaya zorlar bizi. Hissetmeye. Savaşmaya. Yenilmeye ve zaferle çıkmaya zorlar. Marx’la yoldaşlaşmaya zorlar. Ama bu zorunluluklara öylesine gönüllü boyun eğeriz ki, daha fazlası için tarihi zorlamak isteğine engel olamayız.

Marx’ın eşi ve birer yetişkin olacak kadar yaşama şansına sahip olan üç kızı da onun yoldaşlarıydılar. Kitapta onların mücadeleleri de anlatılıyor. Tüm dünya işçilerinin öğretmeni olan Marx, aynı zamanda Marx ailesinin de öğretmeni ve önderidir. O ne Almandır, ne Fransız, ne de İngilizdir. Onun vatanı tıpkı her işçi gibi bütün dünyadır. Burjuvaların onu kovduğu toprakların işçileri ona kucak açmıştır. Onun yolunda yürümüştür. Onun çocuklarının mücadelesi aynı zamanda çocukların tüm dünyadaki kuşağının, yaşıtlarının büyüyen mücadelesidir. O artık “Marx Baba”dır.

Engels… Dost, insan, general, savaşçı, komünist, yoldaş. Her zerresiyle bilinç ve adanmışlık. Yeryüzünün gördüğü en sade, en fedakâr kahraman. Kendi deyimiyle “İkinci Keman”… Marx gibi bir yoldaşa sahip olmak ve onun en iyi yoldaşı olmak onurunu taşımış bir insan kolay anlatılamaz. Ancak böyle bir insan, Marx’ı herkesten daha iyi anlatabilir. Marx’ın ölümünün ardından bir yoldaşına gönderdiği mektupta şöyle der Engels: “partimizin en güçlü beyni artık düşünmez oldu, bugüne kadar tanıdığım en güçlü yürek artık çarpmıyor…”

O en güçlü beyin ve en güçlü yüreğin yokluğunu telafi etmenin tek yolu vardır Engels için: Onun yapıtına gömülmek. Onun yarım kalmış eserini tamamlamak. Bir ömür boyunca süren dostluk ve yoldaşlık, ölümün soğukluğuna yenik düşmedi. Halkalar halkalara eklendi. O eser, yani Kapital tamamlandı. İşçi sınıfının patronlar sınıfına karşı verdiği mücadele gelişti, güçlendi.

Son cildin son yapraklarını çevirirken nehrin akmaya devam ettiği bir anda, bir cümlede Lenin’le karşılaşıyoruz. Henüz çok genç bir devrimci. Ama bugünden geriye baktığımızda bizler onun eserlerinin o günün büyüyen halkası olduğunu biliyoruz.

Kitabın son sayfasını çevirip de yüreğimizi dinlemeye başladığımızda, halkalara yeni halkalar eklemek, taş üstüne taş koymak için bir okyanus gibi kabaran umut ve azim benliğimizi saracak. Bugünün karanlığına bakıp Marksizmin aydınlığı söndü zannedenler varsın gerçeklerin nostalji olduğunu iddia etsinler. Biz gerçeklerin ne kadar direngen olduğunu biliyoruz. Gerçeğe ihtiyacı olanlar onu nerede bulacaklarını biliyorlar. Işığa ihtiyacı olanlar nereye bakmaları gerektiğini biliyorlar. Biz nereye bakacağımızı biliyoruz. Marksizmin ışığında ilerliyoruz. Marx’ın deyimiyle “tarihin dalgaları bazen yumurta kabuklarını ve hatta gübre artıklarını bile üste çıkarabilir.” Tarih bazen hiç aydınlanmayacak bir karanlık vaat ediyormuş gibi görünebilir. Ancak Marx ailesinin sadık dostu Helene Demuth’un dediği gibi, “en kara bulutun bile daima gümüşten bir astarı vardır. Kara bulutlar geçtikten sonra, gökyüzü öyle temiz görünür ki”!

Marx’ın dostlarının ve ailesinin yaşamında boşluğun, ne yapacağını bilememenin, kararsızlık ve yüreksizliğin yeri yoktur. İşçi sınıfına duyulan güven, onun gücüne beslenen umut Marx’ın yaşamının merkezidir ve o merkez yılgınlığa fersah fersah uzaktır. Gelin son sözü Marx’a, Marksizmin yüklü olduğu umuda verelim:

“Burjuva devrimleri, 18. yüzyılın devrimleri olarak hızla başarıdan başarıya koşuyorlar; onların dramatik etkileri birbirini aşıyor, insanlar ve nesneler, sanki mücevher parıltılarının çekiciliğine kapılmış gibidir; her gün mest olmak toplumun sürekli hali olmuştur, ama bu devrimler kısa sürelidir; çabucak doruğa ulaşıyorlar ve devrimin fırtınalı döneminin sonuçlarını soğukkanlılıkla ve ağır başlılıkla kendine maletmeyi öğreninceye dek topluma uzun bir huzursuzluk musallat oluyor. Buna karşılık proletarya devrimleri, 19. yüzyılın devrimleri olarak, durmadan kendi kendini eleştirirler, her an kendi akışlarını durdururlar, yeniden başlamak üzere, daha önce yerine getirilmiş gibi görünene geri dönerler, kendi ilk girişimlerinin kararsızlıkları, zaafları ve zavallılığı ile alay ederler; hasımlarını, salt, topraktan yeniden güç almasına ve yeniden korkunç bir güçle karşılarına dikilmesine meydan vermek için yere serermiş gibi görünürler, kendi amaçlarının muazzam sonsuzluğu karşısında boyuna sürekli yeniden gerilerler, ta ki her türlü geri çekilişi olanaksız kılıncaya kadar…”
640 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bence Karl Marx'ı anlayabilmek için önce bu 5 cilt'lik seriyi okumak gerekir .Karl Marx 'ın bütün yaşamı fikir anlamında gelişim süreci,
eserlerini yazma süreci ve insani yönü ayrıntılı olarak aktarılmış.Tek kelime ile muhteşem.
640 syf.
·Puan vermedi
Kitabın veya filmin tekrar tekrar okunduğu izlendiği çıkıyor. Kimi yerlerde keyifli bir bir an gibi geldi kimi zaman da yine keyifli haşhaş etkisi yarattı:)

“İnsanlar zafer saatinde değil, yenilgi anında sınanır...Çünkü zaferin bölüşeni çok, yenilginin paydaşı yoktur”
Sözün özü türev kombinasyon karışımı dövüyorum kelimeleri.
Kalıcı ve etkili olmakla gezi direnişi nasıl ki bütün bir yaşam alanı verdiyse aynı tatlı hâliyle devam ediyor olması gerekiyor hayatın
her alanına.
Her daim insanı içine çeken bir şeyler bulmak mümkün.
Kimi yerlerde insanlara kazanç sunduğu kitaplar kimi dokunuş yapıyor kimi nefes sağlıyor.
Özgür irade ile yaşa göreceksin çevren de iyi olacak :)
Geleceğin korkulu rüyası malûm virüsler asırlardır dolaşıyor.
Belki de karantinaya alınması gereken "korku"..
..Savaşın kazananı yok.. dediği doğru mu yanlış mı bilemem ama "Ateşi Çalmak" prometheus olmak isterdim:))))
640 syf.
·Puan vermedi
Marx ve Engels in hayatını belgesel niteliğinde anlatmış bir kitaptır
Hayatlarını dönemin siyaseti felsefesi ile birlikte ele almış çok ünlü bir kitaptır.. Fransa İngiltere İrlanda Rusya Almanya ABD nin o dönemki siyaseti ve olaylarını derinden incelemiş muhteşem bir eser
Sadece Marxizmi değil anarşizmi ve kurucusu Bakunin'i de ele almış aynı zamandaNapolyon Bismarc Garibaldi gibi liderlerin görüşlerini de yansımıştır
Kitabı devrimci bir terzinin hayat hikayesi üzerinden( John stock) kurgulanmış olması kurguladığı karakteri dönemin önemli kişileri ile tanıştırıp önemli olaylarda bu karaktere ve ailesine yer vermesi kitabı anlaşılır kılmıştır...
Kitap içerisinde birçok şair, yazar, filozof, aydın dan alıntı yapması bunlara yer vermesi
Kitap içerisinde geçen diyaloglar şiirler kitaba olağanüstü bir hava vermiş
Enternasyonal'in yazılış hikayesinden tutun da Bakunin'i hapishane günlerine
Abraham lincoln'ün öldürülmesinden tutunda çernişevski'nin sürgün günlerine
ABD iç savaşından tutun da paris komününün iç yüzüne
Sivastopol marşından tutunda Osmanlı Rus savaşına
İrlanda ayaklanmasından tutun da Fransa prusya savaşına
Napolyondan tutun da Alman imparatorluğunun kuruluşuna kadar herşey özenle anlatılmış
Okuduğum en iyi biyografi kitabıdır
Not: Değerlendirme 5 cildin tamamına aittir
632 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Karl Marx’ın hayatının roman-belgesel karışımı anlatıldığı serinin ilk cildi.
Marx’ın hayatı anlatılırken aynı zamanda Almanya, Fransa ve İngiltere deki emek-sermaye ortamları, bilgi ve düşüncenin ülkeden ülkeye göçü de anlatılmakta.
Bir yanda sanayi devriminin getirdiği zenginleşme ve sermaye kesimi, diğer yanda Fransız Devrimin getirdiği cumhuriyet, demokrasi, özgürleşme ve birey olma çabası içindeki yüzbinlerce ezilen insan.
Zenginleşen baronların, devlet denilen organizmayı muktedir güçlerin yönetmesini yani monarşinin yani krallıkların hakimiyeti ile sermaye gücünün mutlak iktidarda etkin olmasını istemeleri, diğer yanda sanayileşmenin getirdiği yaşam koşulları ile sanayi çarkında emeklerini ortaya koyan örgütsüz işçi kesimi, küçük üretici kesimi.
Bu koşullarda günlük 15-18 saatlere kadar varan emek gücü ile çalışan erkekler, kadınlar ve çocuklar. Ve bunların sosyal hayatları…
Yaşam koşullarının böylesine ağırlaşması ile evrilen düşünceler, örgütlenen düşüncelerin anlatıldığı, ön planda Marx’ın hayatı, arka planda kominizm tarihi ve haliyle karşısındaki liberalizmin de tarihini içeren zaman zaman bilimi de sorgulatan bir kitap.

Bilimin gelişmesi ile makineleşmenin getirdiği modernlikle işsiz kalan insanların dramları. Diğer yanda zenginleşmenin getirdiği semirilme ve sınıfsal çelişkinin büyümesi…
Okudukça akıp giden bir kitap.
Karl Marx'in hayatını çocukluk yıllarını müthiş bir bilgi ve araştırma birikimi ile sunuyor.

Öte yandan sadede Marx'ın değil Sınıfın ve kavganın içindeki Tüm emekçilerin de yer aldığı bir Biografik roman olmuş.
“Despotizm bizi sahip olduğumuz her şeyden mahrum etti. Ama doğrusunu söylemek gerekirse düşünme yetimiz bizde kaldı.”
Galina Serebryakova
Sayfa 227 - Evrensel Basım Yayın

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ateşi Çalmak 1
Alt başlık:
Karl Marx ’ın Gençliği
Baskı tarihi:
30 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
632
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052283479
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
Kor Kitap
Baskılar:
Ateşi Çalmak 1
Ateşi Çalmak 1
Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich En­gels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırla­rını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yal­nızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserin­de yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.

Eserin ‘Karl Marx ’ın Gençliği’ alt başlığını taşıyan ilk cildinde, Karl Marx ’ın çocukluk ve gençlik yılları anlatılmaktadır. Ve aynı dönemin, büyük müca­deleleri: “Çalışarak yaşamak ya da savaşarak ölmek” sloganıyla barikatlar kuran işçilerin ve zanaatçıların, proletaryanın bağımsız bir sınıf olarak or­taya çıkışını temsil eden 1831 Lyon Ayaklanması... İngiltere’de, görkemli bir ayaklanma havası içinde, milyonlarca işçi ve emekçiye ‘Halk Fermanı’nı imzalatan Chartistler... Almanya’da Hessen Prensliği ’nde, ‘Kulübelere Barış, Saraylara Savaş!’ sloganıyla eyleme geçen proleterler ve köylüler...

Kitabı okuyanlar 126 okur

  • Hanım koçyiğit
  • Sinem Ceyda Urak
  • Seher Tülây
  • Sait yka
  • Zahar Pavloviç
  • Dennis
  • Meral666667
  • Ayse tunc
  • Bahar Avcı
  • Dilannnjann

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.2 (7)
9
%3 (1)
8
%0
7
%0
6
%3 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0