Tartışmasız Karl Marx dünyayı sarsan, burjuvaziye bile kendini sorgulatan bir isimdir. Yaşadığı 1818-1883 yılları arasındaki 65 yıllık hayatında oluşturduğu teoriler birden aklına esmemiştir. Yaşadığı çağ, devrimler çağıdır. Her yıl bir yerlerde ayaklanma, isyan olmuş; bunlar askerlerin, polislerin bölgeye gönderilip halka ateş açmasıyla son bulmuştur. Burjuvazi, bir devrimden öylesine korkmaktadır ki 60 milyonluk Paris bütçesinin 12 milyonunu polislere ayırmıştır. İşte böyle bir çağda yetişen Marx, bu devrimlerden, devrimcilerden öylesine etkilenmiştir ki bunun için mesleğinden vazgeçmiştir. Anne-babasının sürekli “düzenin adamı ol.” söylemlerine karşın, kendi bildiği yoldan yürümüştür.
Üniversite yıllarında, başka bir şehre geçince daha rahat olmuş, kendi fikirlerini oluşturmaya başlamıştır. Hegel’in fikirlerine ilgi duymuş, onu anlamak için çaba sarf etmiştir. Felsefi açıdan okumalar yaptığı kadar da, sürekli bir tartışma ortamına katılmıştır. Bu ortamlarda her zaman ilgi çekmiş, ön plana çıkmıştır. Etrafındakiler Marx’ı sürekli dizginlemek istemiştir, fakat aksine Marx daha da devrimci olmuştur.
Gelelim aşk hayatına. Lise sıralarında beraber oturduğu Edgar von Westphalen’in ablası Jenny’e karşı ilgi duymuştur. Jenny, Karl’dan 4 yaş büyük olmasına rağmen bu, aralarındaki aşka engel olmamıştır. Uzun ayrılıklar yaşamış, farklı şehirlerde bulunmuş olmalarına rağmen birbirlerinden kopmamış, aksine daha çok bağlanmışlardır. Öyle ki; Jenny, Karl’ı daha iyi anlamak için Hegel bile okumaya başlamıştır.
Engels, bir burjuva çocuğudur. İngiltere’ye giderken, ilgisini çeken Marx ismini ziyaret etmek istemiştir. Fikirleri uçuk olan bu gazeteciyi merak ediyordur. Fakat, onun fikirlerini dinlediği zaman sinirlenmiştir. Marx’ın alttan almasıyla yumuşamış olmasına rağmen, Marx’ın