...yarı karanlıkta yaşıyoruz: Pusulasız yürüyoruz, rastlantılara tutunuyoruz, başarısızlığı ise kaderle açıklıyoruz. Artık çok geç olduktan, hayat yaşandıktan sonra, bazen, ölümden duyduğumuz korku karşısında sarhoş olduğumuzda, birden beynimizde bir şeyler parlıyor; biz hayatı oynadığımızın, hiçbir şey anlamadığımızın ve en önemlisi hiçbir şey anlamaya çalışmadığımızın farkına varıyoruz.
Dünyanın ruhu asla bir yerde durmaz. Sürekli hareket halindedir. Çünkü onun doğası da bu hareketten ibaret. Bazen durduğunu, kendisini tanıma çabasını yitirdiğini düşünebiliriz. Ama bu bir yanılsamadır; aslında onda, derin, dıştan fark edilemeyen içsel bir hareket var. Birtakım sonuçlar elde edilince, eskimiş fikirlerin kabukları paramparça olunca, biz ancak o zaman ilerleyişi fark ederiz.
Çocukluğumu hatırlıyorum da, ben dünyayı sürekli gergin bir bekleyiş içerisinde görüyordum. Neyin bekleyişi? Bir kavga bekleyişi. Ama kimler arasında?”
“Kimler arasında mı?” diye gülümsedi Gans. “Yoksul ve zengin, pleb ve aristokrat arasında.