Insanlar ölür, mezar taşlarına isimlerini yazdırırlar hayatları düz bir çizgide akmaya devam etmeyi birakır. Bedenler ve bedenlerle birlikte rutinleri ve ihtiyaçları da yok olur fakat geriye sayısız kanıt bırakırlar. Yıllardır besledikleri duygular hâlâ havada uçusmayı sürdürür: öfke, hayal kırıklığı, aynı zamanda çaresizlik ve şefkat de. Bütün bunlar mezar taslarının ötesinden uzanan kadim pençeler gibidir. Mezarların birbirinden bu kadar farklı olması tesadüf değil, nişler bile birbirine benzemez. Aynı şekilde kirlenmezler. Birinin mezar taşının yanında yağ lekeleri olur, birinin üzerinde yosun biter, bir diğerinin mermeri ise daha temiz, daha el değmemiş gözükür. Ölümün de kendince ironileri var iste: İnsanın atmak istedikleri kalıyor, korumak istedikleri ise çarçabuk unutuluyor.