“Öyle garip bir dünya,olmaz dediğin ne varsa olur.Düşmem dersin düşersin,şaşmam dersin şaşarsın.En garibi de budur ya,öldüm der durur,yine de yaşarsın?”
Ah İpek Bade;bize hayattaki mucizelerin en güzel tarafını gösteren güzel kalpli,güçlü ve harika kız…
İpek Bade;birbirini çok seven Alper ve Beyza’nın tüp bebek tedavisi ile dünyaya prematüre gelmiş bir çocuk ve bu kitapta onun yaşam yolculuğu annesi Beyza’nın ağzından anlatılmış.Çok zor bir süreçti onlar için herkes yaşamaz dedi ama o annesi ve babasının mucizesi olarak tutundu sanki yaşama..İpek Bade özel bakıma ihtiyacı olan bir çocuk ve ilk etapta ne yürüdü,ne konuştu ne de normal çocuklar gibi ihtiyaçlarını anlatabildi.Görüp duyduğuna bile inanmadı doktorlar ölür dedi ama o ailesinin araştırmaları,desteği ve belki de sevgisi sayesinde bazı şeyleri başardı..Belki 4 yaşındaki çocuklara göre hayati fonksiyonları çok geride ama bu mücadelesi sayesinde herşeyi başaracağına herkesi inandırdı bence…Yaşamın hep gülücüklerin kadar güzel olur umarım güçlü Bade…
“Düzenim bozulur,hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme.Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”demiş Şems-i Tebrizi…Biz insanlar aslında öyle farkında değiliz ki bazı şeylerin bu kitabı okurken bir kez daha şükrettim sahip olduğum herşeye..İpek Bade’nin ailesi gerçekten büyük bir sınavdan geçiyor ve öyle güzel öğrendiler ki sabrı,aile olmayı.Bu herkesin yapacağı kadar kolay değil sabırla emek emek bir çocuk büyütmekten daha fazlası.Onlar çocukları için her yolu deniyor elinden gelen her yöntemi..umarım bir gün çabalarının karşılığını en güzel şekilde alırlar..Beyza her annenin yapamayacağı kadar fedakar herkes anne olamaz evet bir kez daha anlıyoruz bu kitapta.İpek Bade onlar için mucize ve o olmasaydı aslında çoğu şeyin farkında
“Babam beni istememiş” diye bir cümleyle başlıyor kitabımız ve beni ilk cümlesinden içine çekti nasıl olur da babalar çocuklarını çıkarır hayatından diye düşündüm oysaki Salim de bilememiş öyle olmadığını,çok sevildiğini anlamasının çokkk uzun yıllar alacağını …
Salim Zanzibar’da doğmuş büyümüş ve hayatı çok sıradan olan bir çocuk aslında.Bence sevgi görmemiş bunu hissetmemiş,içine kapanık kitapların arasında kaybolmayı seçmiş..Kendi karar hakkı yok,maddi durumu yok,toplumsal şiddeti fazlasıyla yaşamış..Bir gün hayatı değişir ve küçük bir çocuk tabiki kendi kararı olmadan sürüklenir..Dayısı Salim’i alır ve Londra’ya götürür hatta işletme okuması gerektiğine bile karar verir oysa Salim çok sevdiği edebiyat bölümünü okumak istiyordur…Londra bu Salim için büyükkkkk bir dünya.Gittiğinde nerde olduğunu,ne yapacağını,nasıl yaşayacağını fazlaca sorguladı Salim başa çıkmakta zorlandı..Ama giden 1 yılı olsa da sonunda istediği bölümü okudu,belki herşey istediği gibi olmadı hayatında ama kendi kendine başa çıkmayı öğrendi işini buldu ve dayısının desteğini reddetti…Böyle yaşarken sevgilileri oldu sevdi,reddedildi,aşağılandı sırf ırkından ötürü yarı yolda kaldı..Neler yaşadı ama ayakta kaldı hep sonra acı haber geldi ve annesini kaybetti..Memleketine yıllarrrrr sonra geri döndü ve bir sürprizle karşılaştı. Babası ona tüm gerçekleri anlattı o anlattı Salim yıkıldı..Herşeyle başa çıkmaya devam etmek için kendi hayatına dönerken babasını da kaybettiği haberini aldı…
Salim aşağılanan,bir yere çekilen,ten rengi tarafından terkedilen bir çocuk.Yaşadığı aşk sırf zenci diye bitti..Oysa ten renginin ne önemi var ki..Kendini fazlasıyla geliştiren,değiştiren ve topluma ayak uydurup hayatı çok sonra öğrenen Salim bence çok yol kat etti..Ve bu dünyada mutlu yaşamayı da fazlasıyla hak