Mai ve Siyah, Türk edebiyatının ilk avrupai romanı. Bana göre zorluklar karşısında susup, kaçışı seçen kahramanı; iyi bir eğitim almakta olan Ahmet Cemil, erken yaşta, aniden kaybettiği babasının ölümü nedeniyle okulunu bitirememiş, annesinin ve kız kardeşi İkbal’in geçim derdi nedeniyle ile çok yakın arkadaşı mali durumu gayet iyi olan Hüseyin Nazmi’nin tam tersine hayatlarını sürdürebilmek için çalışmak zorunda kalmıştır. Fransızca bilen, edebiyat aşığı, şair ruhlu Ahmet Cemil belki de bu nedenle kendine güvensiz, düşüncelerini rahat ifade edemeyen ve olaylar karşısında sessiz kalıp odasına kaçan bir delikanlıdır aslında.
Ne çalışmakta olduğu gazetede kendisinden nefret eden, yazdığı ve yaptığı her şeyi küçümseyip üstelik gazetede bunu yazan Recai’ye karşı çıkma cesareti gösterebilir ne de gazete sahibinin hayırsız oğlu ile evlendirdikleri 17 yaşındaki kız kardeşi İkbal’i hırpalayan terbiyesiz eniştesine bir şey söyler. Sadece odasına kaçıp, yorganına koruyucu gibi sarılır. O kadar.
Mai onun için sabahın aydınlığını, Waldteufel'in bir elmas yağmuru adlı valsi’nin onda uyandırdığı ümit dolu hisleri, Siyah ise tam tersi umutsuzluğu simgeler.
Olayların gidişi hayatını Mai’den Siyaha mı sürüklemektedir yoksa nihayet saklandığı odasından çıkıp kocasının karnına attığı tekmeyle bebeğini kaybeden Ikbal’e karşı duyduğu suçlulukla hiç olmazsa annesinin ve yardımcıları Seher’in hayatları için bir başka yöne mi ilerleyecektir?
Kitabı bitirdiğimde, Hüseyin Nazmi’nin kız kardeşi Lamia’ya aşık olan ama bunu kendi fakirliği ve onların zenginliği nedeniyle hiç belli edemeyen Ahmet Cemil’in Siyah, Hüseyin Nazmi’nin ise Mai ile simgelendiğini düşündüm.
Elbette mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.