- Aganta burina burinata! diye gürledi.
Pabuççular ve eskiciler, sanki birbirine, "Aman arkadaşlar, durup dinlenmeyelim, çünkü açlık, dağ başında tenha yolcuyu kovalayan bir kurt gibi peşimize düşmüş bulunuyor. İşte bundan dolayı, biz de koşarcasına habire çalışalım ki, açlık ensemize yetişip bizi parçalayamasın" diyerek, birbirini çabuk olmaya kışkırtıyorlarmış gibi, işlerinin üzerine abanmış, acele acele takır tukur çekiç salarken, "Aganta burina burinata!" diye evrene meydan okuyan çağırışımızı duyunca işlerinin üzerinden doğruldular. Birdenbire çekiç takırtıları sustu. Hatta, özbeöz kara adamı olan aşçı Yaşar bile, sesini kapıp koyuverdi ve eskicilerle beraber, "Aganta!" diye bastı narayı. Neşenin seslerimize, seslerimizin neşeye verdiği sonsuz özgürlükte içim hız aldı. Eski püskü karanlık dükkân. "Yal lah!" diye sanki yerinden kopup havalandı; bulut lar arasında dolu yelken orsaya savrulan koca bir kalyon oldu da yelkenlerin gölgesi, -yüksek ıssız lıklardaki uçan kartal kanadının gölgesi gibi- buluttan buluta aştı. Aganta" emri de tıpkı böylece- dükkândan dükkâna, insandan insana angılandı. Bilmiyorduk neden; hepimiz bir kurtuluş sevinci ve hazzı duyduk. Şaka değil, "Aganta burina burinata!" ünleyişi, gönülden kopuyordu, kata bir dünyada