Meraklı, pozitif, yaşamayı seven, kendi hayat amaçlarım doğrultusunda, kendi ilkelerime göre hayatı yaşamayı düstur edinen biriyim. Tabii ben böyle derim de ayna neyi gösteriyor? Bu soruyu birazda hayat cevaplayacak.
Biz, referans noktaları güçlü bir toplumduk eskiden.
Doğruyu yanlıştan, değerliyi değersizden, haklıyı haksızdan ayırmamıza yarayan ipuçları vardı elimizde. Ne yazık ki bu ipuçlarını sürekli kaybediyoruz.
İnsanlar da aynen okyanustaki tekneler gibidir. Hayatta neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmek için bir pusulaya ihtiyaçları var. Bu pusulanın gösterdiği değerlere referans noktaları diyoruz. Hayatta referans noktaları olmayan insan uçuruma düşer.
"Yaşamda sadelik, düşüncede İhtişam! "
Çünkü insan sadece gövdesini beslemek, giydirmek ve ona zevk vermek için yaşayamaz.
Bunlar da yaşamın içindedir ama gövdeyi abartmak ve yaşamın tek amacı haline getirmek tehlikelidir. Bedensel zevklere adanmış yaşamlardaki tatminsizlik ve mutsuzluk kimsenin gözünden kaçmaz.
Politikacı duygularını saklarken, sanatçılar içlerindeki her kımıltıyı projektör altına alıp büyütüyor ve sunuyorlar. İçten olmak bir sanatçının en önemli avantajı ama bir politikacının da büyük zaafı.
Galiba sanat ile politikanın mekanizmaları birbirinin tam zıddı. Politika disiplini, insanın gerçek düşüncesini saklamasını, duygularını, heyecanlarını kontrol etmesini ve çıkarı neyi emrediyorsa o yönde davranmasını zorunlu kılıyor.
Sanatçı doğası ise tam tersine yüreğinin derinliklerine gömülmüş en ufak bir duygu kırıntısını bile bulup açığa çıkarmak ve dışa vurmak üzere kurulu.
Sanatın büyük boyutu ancak "hasta duyarlılık" diyebileceğimiz büyük bir hassasiyetle yakalanabiliyor.