Meraklı, pozitif, yaşamayı seven, kendi hayat amaçlarım doğrultusunda, kendi ilkelerime göre hayatı yaşamayı düstur edinen biriyim. Tabii ben böyle derim de ayna neyi gösteriyor? Bu soruyu birazda hayat cevaplayacak.
Aslında bakılırsa satrancın tüm cazibesi, oyun stratejisinin iki farklı beyinde iki farklı biçimde gelişmesine, bu zihin savaşında Siyah'ın, Beyaz'ın manevralarını bilmediği için mütemadiyen tahmin yürütüp bunları engellemeye çalışmasına, öte yandan Beyaz'ın da Siyah'ın gizli amaçlarını öngörüp karşılık vermesine dayanır. Halbuki Siyah ile Beyaz tek bir kişide birleştiği takdirde, tek bir beynin bir şeyi aynı zamanda hem bilmesi hem de bilmemesi, Beyaz olarak hareket ettiğinde bir dakika önce Siyah olarak ne isteyip neye niyetlendiğini bir anda tamamen unutmak zorunda kalması gibi abes bir durum ortaya çıkar.
Oyunların şahı satrancın zihinsel yönüne ne derece kafa yorduğunuzu bilemem elbette. Fakat tesadüflere hiç yer bırakmayan, safi bir düşünce oyunu olan satrançta insanın kendine karşı oynamasının mantıken
saçmalık anlamına geldiğini kavramak için bunu bir an bile düşünmek kafi.
Kitap Zülfü Livaneli'nin diğer romanlarından biraz ayrılıyor. Yazım dili ve üslup bakımından Livaneli'nin akıcılığı bu kitapta da mevcut ama romanlarındaki gibi değil.
Bu kitabı okurken galiba Livaneli yıllar önce yanılmıyorsam bir gazetede yazıyordu. Vatan diye bir gazetede oradaki köşe yazılarını ara ara takip ediyordum. Sanki gazetelerdeki köşe yazılarını derlemiş gibi hissettim.
Yazar olmanın ve özellikle aydın olmanın sorumluluğu ile birlikte üzerindeki hissettiği yükü ince ince düşünüp, kalemi ile sözcüklerine dökmüş. Toplumdaki bayağılığı, vasatlığı uygun dille incitmeden ortaya koymuş. İnsanlardaki kültürel eksikliği, batı medeniyetindeki kimi köklü duruşun aslında kökleriyle beraber bir bütün halinde var olduğunu ama doğu kültüründe özellikle bizim gibi ülkelerde kendi köklerinden uzaklaşmanın kendine yabancılaşmanın yanlış bir aydın profili ve yanlış bir modellemenin tarifini çok güzel ironi ile belirtiyor. Kültürel olarak neye nasıl bakmamız gerektiği konusunda altyapıyı dolduran bir kitap ama zaman zaman sıkıldım. Bazen aynı şeyleri çok sık tekrar ediyor. Kitapta bu toplumda ait olmadığını söylediği her yerde göbek atma şeklindeki bir eğlenme biçimine sık sık
eleştiri var. O da belirli yaş kuşaklar için bazen bu eleştiri kaldırılamayabilir. Orta yaşın üstündeki insanlar bu tarz eğlenceleri sevmeyebilirler ama gençler bu tarz eğlenceleri seviyorlar. Rahatlıkla okunabilecek akıcı bir kitap ve ben okuduğum için mutluyum. Aman aman deyip Livaneli'den bir kitap önereceksem önereceğim kitaplar arasında ilk sıralarda bu kitap yer almaz. Bu kitapta işte başlanmış, bir şekilde bu da yazılsın çıksın aradan diye sırf kitap yazmak için yazılmış gibi öyle hissettim. Haksızlık etmeyim güzel taraflar var, olumlu tarafları var ama beklentimi tam karşılamadı. Belki de