Meraklı, pozitif, yaşamayı seven, kendi hayat amaçlarım doğrultusunda, kendi ilkelerime göre hayatı yaşamayı düstur edinen biriyim. Tabii ben böyle derim de ayna neyi gösteriyor? Bu soruyu birazda hayat cevaplayacak.
Biliyorum ki orta sınıf, bir ülkede demokrasinin ve toplumsal barışın en büyük güvencesi. Sokakları polisler değil, orta sınıfın varlığı koruyor. Orta sınıfı çökerten uygulamaların sonu da ister istemez totaliter bir rejime kayıyor.
Türkiye Zaman tünelindeki bir ülke gibi hala ihtilal yapan paşasına ve onunla işbirliği yapan siyasetçisine aşık, yazarına çizerine düşman ve onları sakıncalı sayan bir ülke.
" Bir Kadının Yaşamından 24 saat" adlı kitabını okuduktan sonra, yine buradaki okurlarımızdan birinin tavsiyesiyle bu kitabı alıp okudum. Açıkçası hayal kırıklığına uğradım. Yani bilmiyorum, belki büyük bir beklenti içerisinde okumuş olabilirim. Ama çok sıradan bir konu, daha önceleri sarayda söz sahibi olan kralın yakınındaki veri hanımefendinin,daha doğrusu kraliçesinin güç ve lüks içinde yaşarken, şatafatı elinde bulundurması ve kralın da zamanla onu sürgüne göndermesi. Başka bir yerde sürgüne gidince, kadının yaşamındaki eski gücünü tekrar elde etmek üzerine, tekrar o gücü varmış gibi bir gösteriş peşinde koşmasını konu alan bir kitap. Kısacası, yalnızlık içerisinde debelenen, güçten düştükten sonra gücü kaybeden insanların, yalnızlığın elinde kıskıvrak çırpınmasını anlatan basit konulu bir kitaptı. Açıkçası çok okumanızı tavsiye etmem, vaktinizi alır. Başka bir kitap okuyabilirsiniz. Belki de bu bende böyle bir etki yaratmış olabilir. Bir başka okuyucu, sizlere de farklı bir etki de yaratabilir ama benim edindiğim izlenim çok sıradan basit sade bir kitaptı.
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,9bin okunma