Bir insana baktığımızda asıl mesele onda sonsuz bir ruh görebilmektir: içinde bir sonsuzluk saklayan, alemin özü, haysiyete sahip bir ruh. Ruhunu görebildiğimiz kimseye kötü davranamayız. Ancak sevginin sicakliginda ruh kendisi olabilir. Ancak muhabbet ile, kaderimizin uykuda olan boyutları uyanır, çiçek açar ve büyür.
Bilginin zirvesi bilmediğini bilmektir. Bilgi ekler, bilgelik çıkarır. Bilgelikle fazlalıklardan aranırız. Öğrendiklerimizi unuttuğumuzda bile bilmeye başlarız. Şeyleri oldukları gibi, kendi derinliği içinde görebildiğimizde gerçekten bilir ve anlarız. O yüzden belki derdimize çare bir çiçektir. Bir yaban çiçeğinde dünyayı görebilmektir. Irmakların serinliğini, çiçeğin güzelliğini, yaratılışın eşsizliğini sevmektir hissetmek. Depresyon insanın dünyaya aşinalığını kaybetmesi, umudum ve geleceğin kaybolması, hiçbir şey hissedememiş hali olarak tanımlanır.
İnsanın “düşüşü” kendi ilahi özüne yabancılaşmasından, aslından uzaga savrululmasından, içindeki sonsuzluk özlemini görmezden gelmesinden başka nedir ki?