romanlarda sonu belirlemek yazanın elinde. Ama gerçek hayatta toplumların.
Güç,kötülük yetmez,hesaplar tutmaz bazen.Iyilik,empati,birlik-beraberlik,farkındalık kazanır.Kurguları başkaları yapsa da sonuçları halklar belirler…
“Bir suda iki balık kavga ediyorsa bilin ki oradan beş dakika önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.
Şurası bir gerçek ki artık ele geçirmek istedikleri ülkelerin dinlerini değiştirmek değil öncelikleri. Bilakis, hedefleri mufazalârlaştırmak, bağnazlaştırmak, dinin siyasete alet edilmesi. "İnanç, din derken halkları birbirine düşsün, kutuplaşsın, onlar birbirleriyle kavgaya tutuşunca biz de topraklarına, mallarına, madenlerine çökelim, bölelim-yönetelim" diyorlar.
“Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde toprak vardı. Bize gözlerimizi kapayarak dua etmeyi öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onlann elinde topraklanmız vardı."
Bilimin, ilimin, kimyanın bilinmediği yıllarda insanlar bilinmeyeni korkutucu bulmuş. Korktukları şeyleri de yasak, haram, uğursuz diyerek hayatlarından uzak tutmaya çalışmışlar. Buna bir örnek de pek sevdiğimiz bir meyve olan domates. Geçmiş yüzyıllarda Avrupa' da uğursuz sayılmasının ardında içeriğindeki glutamik asidin -içine konduğu kurşunlu kalay kabın alaşımındaki kurşunu çözerek yemeğe karışmasından dolayı- kişileri zehirlemesi, hatta ölümlere yol açması var.
"Nihayetinde hepimiz dar-ı bekaya irtihal edeceğiz. Ölünün ardından yapılacak şaşaalı ritüelleri düşünmek yerine yaşarken hayatımızın güzelleştirebiliriz buna odaklanalım."