Gülistan'da Şirazlı Sa'dî, başından geçen bir öykü anlatır:
Hatırımdadır ki, gençliğimde bir dostum ile bir kabukta iki badem içi gibiydik. Öyle kaynaşmış ve birbirimizi sevmiştik.Umulmadık bir zamanda bir işi çıktı, sefere gitmek zorunda kaldı. Seferden döndüğü zaman
başladı siteme:
— Bu kadar zaman geçti, ne bir mektup, ne bir selâm yolladın. Bu kadar da vefasızlık olur mu?
Dedim:
— Ben yüzünü görmekten mahrum iken, bu şerefi postacıya mı kazandıraydım!?..
Kalbinin, sevgilisine lâyık olmadığını düşünen ve bu yüzden onu
kalbinden bile kıskanan dünyada kaç âşık yaşamıştır dersiniz.
Arap şairi de der ki:
Hiç şüphesiz ben gözlerimin sana bakmasını dahi kıskanırım. Öylesine ki sana doğru bakmak isteyince, gözlerimi yere çeviririm. Eğer elimden gelseydi, kıskançlığımdan dolayı tüm insanların gözünü sana karşı
yumdururdum.
Enbiyâ Sûresi 25. Âyet:
Nitekim, senden evvel hiçbir peygamber göndermedik ki ona: “Şüpheniz olmasın ki benden başka hiçbir ilâh yoktur, o halde bana kulluk edin!” diye vahyetmiş olmayalım.
Bende Mecnûn'dan fü'zûn âşıklık istidadı var
Aşık-ı sâdık benim Mecnûn'un ancak adı var
"Bende Mecnun'dan daha fazla âşıklık yeteneği var.
Gerçek âşık benim; Mecnun'un ise adı çıkmış!"
Fuzûlî