İtalyan edebiyatının kült eserlerinden Tatar Çölü, Giovanni Drogo’nun Bastiani Kalesi’ne tayiniyle başlayan ve durağanlığına rağmen beni içine çeken ilginç bir yolculuktu.
Bence kitabın odak noktası; alışmak, umut etmek, pişmanlık ve zamandı. Kitap her ne kadar askerlik üzerinden ilerlese de aslında doğrudan hayatımıza dokunuyor. Okurken Drogo ile birlikte ben de ümitlendim, onun beklentisini adeta kendi hedeflerimle bir tuttum.
Klasik anlamda sürükleyici bir kitap beklemeyin; bu eser daha çok sorgulatan, derin mesajlar içeren ve durağanlığına rağmen merak duygusunu diri tutan bir yapıya sahip.
Drogo'nun hayatı aslında modern insanın "bir gün her şey çok güzel olacak" diyerek bugünü feda etmesinin bir aynasıdır.
Üniversite yıllarımdan beri ertelediğim o meşhur kitabı nihayet bitirdim: Fedailerin Kalesi Alamut.
Haşhaşilerin gizemli dünyasını ve tarihin ilk "terör" eylemlerini gerçekleştiren topluluğun lideri Hasan Sabbah’ın stratejilerini okurken hayretler içinde kaldım.
Bir insan, başka bir insanı kendi cennetine kavuşacağına inandırarak nasıl ölüme gönderir?
Eserde Sabbah’ın kurduğu yapay cennet, fedailerin eğitimi ve koyduğu katı kanunlar ,
İnsanları idealleri uğruna ölmeye ikna etmenin bir sanat gibi işlenişi yer alıyor.
Sabbah, sadece bir lider değil, insanların zihnini yöneten bir deha olarak kendini nitelendiriyor. Bazı bölümlerde filozof olduğuna dair söylemler yer alıyordu.
Dili oldukça sade, akıcı ve merak uyandırıcı. Eğer tarih ve psikolojik derinliği olan romanları seviyorsanız, bu klasiği benim gibi daha fazla ertelemeyin!
AlamutJames Boschert · Yurt Kitap Yayın · 20125,9bin okunma