10 üzerinden 8,3 verirdim bu kitaba.Bazı kitaplar vardır, bitince zihninde yankılanır; bazılarıysa içindeyken zaten seni senden alır. Alamut ikisini de yapıyor.Çünkü bu kitap sadece bir kaleyi anlatmıyor, bir inancı, bir isyanı, bir stratejiyi, bir illüzyonu ve insan aklının nasıl yönlendirilebildiğini anlatıyor. “Hiçbir şey gerçek değildir, her şey mubahtır” cümlesi, Hasan Sabbah’ın dilinden bir tehdit değil, felsefi bir darbedir aslında. İnançla kandırılmanın değil, kandırarak inandırmanın kitabıdır bu.Bazen yavaş akar ama bilerek... çünkü o ağırlık bir yüktür; okur yavaşlasın da düşünmeye mecbur kalsın diyedir sanki. Kimi karakterlerin duygusal derinliği daha güçlü olabilirdi belki ama zaten yazarın derdi karakter değil, insan zihniydi.
Sonuç olarak, bu kitap bir yolculuk değil, bir uyanıştır. İstersen sadece bir tarihi kurgu diye okuyup geçersin ama istersen o kale senin zihnin olur, duvarlarını sorgulaman için kurulmuştur.