Yazarın dili biraz fazla metaforik. Anlamayı zorlaştırıyor bu durum ama alışınca diline çok tatlı geliyor. Olaylar aşırı derecede etkileyici. Bir insan onları yaşarsa delirmek dışında Bi çözüm yolu bulamaz zaten. Bu kitaptaki kadınlar da bulamamış işte. Her birine ayrı ayrı acıdı yüreğim. İncir çekirdeği içindeki aklımızı sen koru yarab diyebildim her hikayede. Ağırdı, cidden ağırdı hemde. Fakat gerçek... Anlatılan her şeyi kıyı köşe ücra köylerde kentlerde yaşayan çokça kadın dolu bu ülkenin nüfusunda... Tavsiye ederim harika bir kitap. Fakat öyle bir çırpıda okunacak bir kitap değil. Dediğim gibi dili ağır olduğu için anlamak adına üzerine biraz düşünmek hatta araştırma yapmak gerekiyor. Keyifli okumalar dilerim.
Ne doğumumuz, ne ölümümüz, ne de doğumla ölüm arasında can çekişerek sürdürdüğümüz hayatlar bize ait. Başkalarının isteklerinden doğuyor, başkalarının istediği gibi yaşıyor ve başkaları yüzünden ölüyoruz. Bizim sandığımız hayat bizim değil, bizim sandığımız beden bizim değil. Yazar bu cümleyi kanıtlamak adına beş kişinin hayatını gözler önüne seriyor. Bu beş kişi hayat telaşı içerisinde pek de dikkatimizi çekmeyen, en fazla "YAZIK YA" deyip yanlarından geçip gittiğimiz kişiler. Her insan ayrı bir dünya... Kimin içinde ne yaşanıyor bilmiyoruz. Kimisini mutlu sanarken aslında ne kadar da üzgün olduklarını görmüyoruz. Kitaptaki baş karakterde aynı böyleydi işte. Herşeyi vardı bakacak olursak. Hani bizim toplumumuz da öyledir ya... Evin araban varsa, evli çoluk çocuk sahibiysen daha ne istersin ki derler. Baş karakter de bunlara sahipti fakat içsel olarak kendisini toplumsal normların kölesi gibi hissediyordu. Bir gün düzene baş kaldırdı ve çekip gitti evinden, ailesinden. İşte herşey ondan sonra başladı. Muazzam bir olay örgüsü ile harika dersler veriyordu yazar. Malum bu yazarın dili biraz metaforik. (biraz mı ) ama diline alışınca öyle tatlı geliyor ki cümleler okumaya doyamadım diyebilirim.
Bizler genelde alıştığımız yolda yürümeyi her zaman bilinmedik yollarda yürümeye tercih ederiz. Çünkü bilinmeyen her zaman korkutucu gelir . O nedenle hep en güvenli yer evlerimizdir diye anlatırız. Dışarısı hep korkular dolu diye düşünür kendimizi buna inandırırız. Dışarı çıkanın da kazanabileceği gelmez aklımıza hiç. Yıkıldı yıkılacak dünyalarımızda, yıkıldı yıkılacak neşelerimizi korumaya çalışırız hep. Normale uyum sağlamak yaşamaktır bizler için. Cidden özgür müyüz dersiniz? Yoksa eğlenerek katlanmak zorunda olduğumuz hayatlara uyum sağlamaya mı zorluyoruz kendimizi?