Elbette söylemek istediğimiz bir şey olmasa bile konuşmak, karşımızdaki kişiye nezaket gösterdiğimiz anlamına da gelebilirdi. Ancak çoğu zaman başkalarını düşünmekten asıl kendimizi düşünemez hale geliyorduk. Ondan bundan bahsederek kendimizi konuşmaya zorlarken birdenbire bomboş hissediyor, bir an önce bulunduğumuz yerden çıkıp gitme isteğiyle sarmalanıyorduk.
Romanların kendi benliğinden sıyrılıp bir başkasının ruhuna yaklaşmasına olanak sağlayışını seviyordu. Karakter hüzün içindeyse Youngju da hüznü kalbinde hissediyor, acı çekiyorsa acının derinliğini sezebiliyor, kederliyse onun da içini keder kaplıyordu. Youngju başkalarının duygularını böylesine benimsedikten sonra kitabı kenara koyduğunda, yeryüzünde yaşayan herkesi anlayabileceğini düşünürdü.