Ay, pencerenin önüne gelmiş, sedirin üstünde yatan bir ölüyle, gözlerinde vahşi ve garip bir tatminin sevinç alevi parlayan bu deliyi seyrediyordu. O, gözlerinde hep o vahşi alevle, artık tamamıyla kendisinin olan bu vücudu seyrediyor; sonra onu arzuyla kucaklayarak öpüyor, öpüyordu. Fakat niçin bu kadar soğuktu! Üşümüş müydü? Dikkat etti. Yüzünde parça parça lekeler vardı. Gözkapaklarını kaldırdı ve ruhunu karanlık ormanların esrarlı gölgesinde açılan uçurumlara doğru sürükleyip götüren bu cazip, siyah gözleri görmek istedi. Fakat onlarda o kuvvet kalmamış; onu yakan, kavuran alevler sönmüştü.