Tebessümlerinizin büyüsüyle beni zapt ettiniz; kalbime aşkınızın zehirlerinden her gün birer damla akıtarak beynimi uyuşturdunuz ve sonra beni kendisine malik olmayan, manyetizörün tesiri altında hareket eden bir uyurgezer gibi kadınlığınızın uçurumlarına kadar sürüklediniz. Fakat şimdi... Evet, şimdi nasıl bir cinayet işlemiş olduğunuzu anlıyorsunuz, değil mi? Lakin neye yarar? Mademki hissetmiyorsunuz ve mademki kalpsizsiniz...
Şimdi her şeyden uzak, hayatın var olan bütün olaylarıyla ilgisi kesilmiş gibiydi. Artık gözünün önünde hiçbir şey yaşamıyor, bütün hatıratı bu derin karanlık içinde boğulup kalıyordu. Oh, bu ne iyi bir şeydi! İşte şurada karanlıkların derin sessizliğinde, birdenbire her şeyden, hayatın bütün maddi bağlarından sıyrılıvermek... Yaşamakla hissedilen elemlerden, ıstıraplardan, istikbalin, daima insanı tehdit eden felaketlerinden, ümitsizliklerinden bir an içinde kurtulmak...
Aşk... Bu öyle bir kuvvetti ki bütün diğer kuvvetler, onun elinde adi bir oyuncak olmaktan kurtulamaz; insanlığın bütün kanunları bile onun önünde hükümsüz kalırdı. Ve bu, insanlar için hayatta en büyük bir teselliydi. Şimdiye kadar aşksız, heyecansız geçen on senelik hayatında, onu bahtiyar edebilecek şeylere karşı, ebedi bir hüsrandan başka ne vardı? Ve bundan sonra da hep böyle devam edecek değil miydi?