"Patroklos."
Akhilleus, insanların genellikle bir an evvel söyleyip kurtulmak istermişçesine gevelediği gibi gevelememişti ismimi. Her heceyi çınlatmıştı.
"Anlıyor musun? "
"Anlıyorum," diye cevap verdim. Daha fazlasını da söyleyebilir, gün boyu kan çanağına dönmüş, uykulu gözlerle dolaşmama sebep olan rüyalardan, yutmaya çalıştığım sırada boğazımı yırtacak gibi olan çığlıklardan bahsedebilirdim. Uyumayan gözlerimin üstünde, gecenin içinde dolaşan, dönen yıldızları anlatabilirdim.
Akhilleus'un varlığı, ayakkabımın içine kaçmış bir taş gibi görmezden gelinmesi imkânsız bir şeydi. Cildi taze sıkılmış zeytinyağı renginde ve cilalı ahşap kadar pürüzsüzdü. Hepimizin tenlerini lekeleyen yara kabukları ve bereler onda yoktu.