Tüm zamanların ve tüm memleketlerin devlet adamları kitlenin imgelemini kendi kudretlerinin temeli olarak görmüş, yönetimlerini hiçbir surette ona karşı konumlandırmayı denememişlerdir.
"Vendée İsyanı'nı bastırmam," diye açıklıyordu Napolyon Danıştay'da, " katolik olmamla; Mısır'da egemenliğimi kurmam Müslüman olmamla; İtalya'daki ruhban sınıfını kendi saflarıma çekmem Ultramonten olmamla mümkün oldu. Yahudi bir halkı yönetmem gerekseydi, Süleyman Mabedi' ni yeniden inşa ederdim."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kitle güce uysalca saygı duyarken, nezaketi bir çeşit zayıflık olarak görür. Duyduğu sempati hiçbir zaman yumuşak huylu efendilere değil, kendisini hışımla ezip geçen zorbalara yönelmiştir; en yüksek makamlara onu layık görür.
Neyin hakikat neyin hata olduğuna dair hiçbir kuşkusu bulunmayan, bunun yanı sıra sahip olduğu kuvveti apaçık görebilen kitle, hoşgörüsüz olduğu kadar otoriterdir de.
Tek başına birey çelişkiye ve tartışmaya açıktır; kitle buna tahammül edemez.
Kitle, tekil bireyden akılca geridir; ama taşıdığı hisler ve bu hislerin kışkırttığı edimler söz konusu olduğunda, mevcut koşullara göre daha iyi yahut daha kötü bir durumda da olabilir. Her şey, kitlenin ne şekilde koşullandığına bağlıdır.
Hayatın içinden daimi ve tutarlı bir karakterle geçip giden bireyler ancak romanlarda görülür. Yalnızca çevrenin tekbiçimliliği, karakterlerin bariz tekbiçimliliğini yaratabilir.