"Üzüldüğüm, beni öldürmeniz değil, çünkü kurşuna dizilmek bizim gibi insanlar için bir bakıma eceliyle ölmek sayılır." Gözlüğünü yatağın üzerine koydu. Saatiyle kösteğini çıkardı. "Beni asıl üzen," diye sözünü sürdürdü, "askerlikten onca nefret ettikten, askerlerle onca çarpıştıktan ve onlar üzerine onca düşündükten sonra, sonunda senin de onlardan beter olman. Ve dünyada hiç bir ülkü bu denli alçalmaya değmez."
O zaman Albay Aureliano Buendia, acısını, yalnızlığını delip geçemeyi başarabilen tek insanın Ursula olduğunu fark etti. Buna da şaşmadı, yıllardır ilk kez annesinin yüzüne baktı. Ursula'nın derisi kayış gibi olmuş, dişleri çürümüş, saçlarının rengi gitmişti. Ürkütücü bir görünüşü vardı. Aureliano, annesininn görünüşü aklında kalan en eski anıyla, kaynar çorba kaşesinin masadan düşeceğini yumurtladığı günkü haliyle karşılaştırdı ve anasını paramparça olmuş buldu. Yarım yüzyılı aşkın günlük sıkıntıların anasında bıraktığı izleri, ülserleri, yaraları, çatlakları bir anda gördü ve bunların kendisinde hiç bir acıma duygusu uyandırmadığını fark etti. Sonrayüreğinde duyguların çürüyüp kaldığı yeri bulmak için son bir çaba gösterdi, bulamadı.