O zamanların Istanbul'unda mederese icabında Saray'a veya Babiali'ye karşı kullanabilecek büyük bir kuvvet unsuru idi. İkinci Mahmut devrinde adı bile geçmeyen " talebe-i ulûm". Tanzimat'tan sonra Saray 'in , vezirlerin sık sık müracaat ettikleri kah İstanbul efkariumumiyesini avlamak için, kah ferdi siyasetlerini zorla terviç ettirmek için harekete getirdikleri bir muvazene amili olmuştu. Abdülaziz devrinin sofralarında ise adeta devlet hayatını kendiliğinden kontrol eder bir hale gelmişti. Onun için paşaların çoğu bu kuvveti kollamak , kendi aleyhinde yahut aleyhinde harekete geçmemesi için onu tutmak zorunda kalıyorlardi. Devlet dizgini Âli Paşa'nın sıkı ellerinden çıkınca İstanbul'un iç hayatna medrese hâkim olmuştu. İslam âleminin geçirdiği buhran, Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye'nin faaliyetleri, yeni fikirleri benimsemiș birçok büyük bilginlerin mevcudiyeti, âdeta ihtilalci adi verilebilecek bir yığın müderris, onun bu devirde cemiyet meselelerini menfi tarafindan tutmasına engel oluyordu. Bu yüzden,
yenilik taraftarı paşalar, bu kuvvetin başka ellere geçmemesi için çok uyanık duruyorlar, onu hem başıboş bırakmıyorlar hem de kontrol sayesinde bu kuvvetin kendi fikirleri aleyhinde bir hareketinden çekinmiyorlardı