Sabahın eğlencelerini, parlayan güneşi, dört bir yanlarını saran denizi ve tatlı havayı benimsemişlerdi. Oynamak hoştu ve yaşamları öylesine dopdoluydu ki, umuda gerek duymuyorlar, umudun ne olduğunu unutuyorlardı o sırada.
"Bana Domuzcuk demelerini istemediğimi söylemiştim. Bana Domuzcuk demesinler de, ne derlerse desinler demiştim. Sana tembih etmiştim, onlara söyleme diye. Ama sen hemen yetiştirdin..."
"Şişko diyeceklerine Domuzcuk desinler daha iyi."
"Teyzem koşma dedi bana. Astımdan ötürü."
"Astım mı?"
Şişman çocuk biraz şişindi:
"Evet, öyle. Nefes alamıyorum. Bizim okulda astımı olan tek öğrenci bendim. Üç yaşından beri de gözlük takarım."