Bütün kadınlar evlenmek için programlanmışlardır. Bir erkek onlarla evlenmek lütfunda bulunduğu zaman, zevkten ölürler. Evlenme teklifi aldıkları gün yaşamlarının en büyük günüdür. Nikah günü, bekâretin bozulması günü, ana oldukları gün gibi üç-beş tane daha büyük günleri vardır. Ve bu büyük üç- beş günün yaratıcıları da erkelerdir. Onlarsız, büyük günler hiç yoktur. Sen de onlardan biri olduğuna göre, onların kurallarına uymalısın, uymazsan acı çekersin, dışlanırsın, aykırı kalırsın. Uyarsan? Uyarsan da acı çekersin, hem de asıl acıyı çekersin. Hem de acı çektiğini hiç anlayamadan çekersin…
Kadının doğurganlığını simgeleyen âdetin, kadının doğurduğu erkek tarafından ölüme varan cezalarla cezalandırılması ikiyüzlülüğün ve zulmün doruk noktası değil miydi?
Evim”Beni terk etme, burada geçmişin yaşıyor,” der. Yol ise “Gel ve beni takip et, ben senin geleceğinin!” Ve ben hem evime hem yola derim ki, “Ne geçmişim ne de geleceğim var benim. Kalırsam, kalışımda bir gidiş, gidersem, gidişimde bir kalış olacaktır. Sadece sevgi ve ölüm her şeyi değiştir.”