Elif Şafak okumaya lisede bir tavsiye üzerine başlamıştım ve bir dönemi kasıp kavuran Aşk adlı eserini okuyarak tanışmıştım çarpıcı eserlerin kalemiyle. Aşk romanını okurken yazarın inanç kavramını irdelemesi ve hikayeleri çarpıcı olaylar üzerinden sunması hem hoşuma gitmişti hem de bu kadar irdelemenin doğruluğu konusunda beni düşündürmüştü. Kitabı bitirdikten sonra, önce yazarı, sonra eserlerini araştırıp en beğendiklerimin listesini çıkardım ve kendimce yaptığım sıralamayla okumaya başladım. Havva’nın Üç Kızı ismi bile ilk başta alışık olmadığım bir irdelemeyle baş başa olduğumu anlatır gibiydi. Çünkü belki alışkanlık, belki yaşadığım çevrede bazı değerler ve yüce isimlerin telaffuzunda bile daha çok dikkat etmek gereksinimi beni durdurdu ilk başta. O sebeple kitabı alıp okumak için baya git gel arasında kaldım. Şimdi farkediyorum da, kitap zaten bir arafta kalmışlık üzerine yazılmış… Kitabı sıkılmadan okumaya başladım ama bununla beraber karakterler üzerinden bu kadınların gerçekten içimizde var olduklarını ve belki her gün onları farketmeden yargıladığımızı düşünmeden de edemedim. Velhasıl kitabı okudum, bitirdim. Üzerinden geçen beş sene bana bu kitabı bir kere daha okuma isteğini uyandırdı ve tekrar okumuş oldum. Bazı detayları daha farklı görüp değerlendirdim. Kendimle tartıştım, eleştirdim. Gerçekten arada kalmışların, baskın yada pasif olmak zorunda hisseden herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. (naçizane fikrimdir) Herkese keyifli okumalar dilerim.
Elif Şafak okumaya Aşk kitabı ile başlamıştım lise yıllarımda. Ve uzun süre etkisinden çıkamamıştım. Sonrasında Ustam ve Ben kitabını okumuştum. Yazarın ilahi aşk temasını çok sevmiştim ve diğer kitaplarını da merak etmeye başlamıştım. Bu merak duygusu ile, kapağına bayıldığım Şemspare kitabını aldım ilk fırsatta. Ama diğer kitaplarından farklı olduğu belliydi içeriğine baktığımda. Yanılmıyorsam 2014 senesinde kitabı okudum. Ama geriye baktığımda aklımda kalan denemelerle dolu, birçok konuyu anlatan bir toplama kitap olmasıydı. Demekki beni o kadar etkilememişti ki; bir Aşk kitabı kadar konusuna hakim olup, aklıma kazıma gereğini duymamışım… Böylece ikinci kez okumaya başladım. Kitabın çok akıcı ve çok sade bir dili olduğu için, okuma çok rahat ilerliyor. Kitabın içeriğine bakacak olursak; bol görselli, toplumsal sorunlara dikkat çeken ve “bir dakika” deyip “sorunların hangi noktasındayım” sorgulamasını yaptıran, karma hayatların kargaşasını, bildiğimiz fakat farketmeyecek kadar alıştığımız gerçekleri yeniden sunan bir belge niteliğinde. Belki bir klasik değil ama bazı bazı sinir uçlarınıza dokunan noktaları olacaktır.
Yazarın olgunluk çağının en değerli kitabı olması, kitaba başlamadan önce çok büyük bir ipucu veriyor aslında. Önce büyümelisin diyor yazar bizlere. Çünkü bu kitabı okumanın, bitirebilmenin ve anlamanın bir yaşı var.
Aşk klasiği diye bakmak ve bu düşünceyle başlamak kitabı yarıda bıraktırır. Çünkü
Vadideki Zambak ilk olarak; buhran ve acı konuları var. Bir çocuğun kardeşlerinden ayrıştırılıp, sevgiden yoksun, çileli hayatı…
Ben daha kitabın çeyreğine gelmeden bu ağır yaşam sebebiyle yarım bıraktım. (Lise dönemine denk geliyor.) Birkaç yıl sonra tekrar başladım fakat değişen tek şey biraz daha ilerlemiş olmam oldu.
Bu sefer tekrar başlamadan önce; kitap hakkındaki incelemeleri ve kitabın alıntılarını gözden geçirdim. Nihayet kitabı ilk aldığım günden yedi yıl sonra kitaba üçüncü kez (bitirme ümidiyle) başladım ve bu sefer kitabı bitirmem dört günü aşmadı.
Kitabın içeriği hakkında bir şeyler söylemem gerekirse; özlem duyulan anne sevgisini, ilahi boyuta taşıyan Felix ve bu sevgiyi masum ve çekimser karşılayan Henriette kitabın en belirgin iki karakteriydi. Ayrıca dünyevi sevginin adı Arabelle oldu. Natalie ise sevdiği adamın iyiliği için vazgeçeçek kadar fedakar kadın.
Bir an önce bitirmek istiyorum ve kendimi zorlayarak devam ediyorum. Hatta yedi yıl sonra tekrardan Simyacı kitabını okuyup aklımda en son o kalsın istiyorum.
AldatmakPaulo Coelho · Can Yayınları · 20149,4bin okunma
Kitap adından da belli olacağı gibi, dracula ve vampir mitinin nerede, nasıl, ne zaman ve kimlerce ortaya atıldığından bahsediyor. Anlattığı konularla ilgili görsellerin bulunması okumayı rahatlatırken, sayıların çokluğu yer yer okumayı sıkıcı hale getiriyor. Kitapta en çok dikkatimi çeken şey; Türklerle alakalı tarihsel olayların fazla olmasıydı. Genel olarak barbar Türk anlayışı anlatıma hakimdi. Kitabın içeriğinde hem batıl inançlar sebebiyle ortaya atılan vampir kavramı hemde filozofların bile tartışmalara dahil olması güzelce anlatılmış. Ayrıca Dracula ismi, Romanya’ da kahraman bir hükümdar olarak yaşamış biri kabul edilirken, Batı Avrupa’ da zalim bir yaratık olarak kabul görmesi, Doğu ve Batı’nın cahil ve okumuş olarak sınıflandırılmasına bir örnek verilebilir.
(III. Vlad, bilinen adıyla Kazıklı Voyvoda veya Kont Drakula, 1448'den ölümüne kadar üç kez Eflak Voyvodası olmuş Rumen komutan ve liderdi. Özellikle düşmanları olarak gördüğü, esir Osmanlı askerlerini ve Bulgar topraklarının Türk sakinlerini kazığa oturtarak öldürtmesi ile bilinir.)
Farklı türde kitap arayışında olanlar için tercih edilebilecek bir kitap diyebilirim.