Emre

Çatlak Porselen Tabakta Şiir
10/10
·73 syf.··
2026 2. kitabı
“Çatlak Porselen Tabakta Şiir.” Şair, şiirlerini kusursuz bir yerden değil, insanın kırıldığı, zorlandığı ve kendisiyle baş başa kaldığı yerden çıkan bir ses olarak şekillendiriyor. Bu yüzden dizeler pürüzsüz ilerlemiyor. Bazen kesiliyor, bazen dağılıyor, bazen susuyor. İnsan olmanın çatlak yerlerini olduğu gibi gösteriyor. Her bir şiir başlığından itibaren son dizesine kadar ilgimi çekmeyi başardı. Bir şiir, hatta herhangi bir edebi eser bir defa okunup geçilmez, tekrar bakılır, üzerine düşünülür, bunu yapmıyorsak zaten hiç okumasak da olur. Üzerine düşününce daha çok anlamlandırdığım şiirler bana yazarın kaleminin ne kadar sağlam olduğunu gösterdi. Eminim ki hiçbir okur bu şiirlerden birinde bile kendinden bir parça görmeden geçemez. Hepimizin çatlak, kırılgan bir tarafı vardır. Basitlikten uzak, üzerinde çalışılmış bir dil ve yapı hissediliyor. Düz bir anlatım yok, güçlü imgeler ile desteklenmiş. Bu güçlü imgeler, şiirleri düz bir anlatımdan çıkarıp daha derin bir edebi anlatıma taşıyor. Bazen geçmişe dönüyor. Bazen aynaya bakıyor. Bazen bir çocuğun düşüşünü anlatıyor. Ama hepsinde ortak bir nokta var. İnsanın kırılgan tarafı.
Çatlak Porselen Tabakta ŞiirNiyazi Çetinkaya · Niyazi Çetinkaya · 20269 okunma
Reklam
Az kelimeyle, ama yoğun duygularla yazılmış bir eser.
Puan vermedi
Stefan Zweig’in Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, temel olarak karşılıksız aşkı anlatıyor. Hikaye, adı bilinmeyen bir kadının, yıllar boyunca tutkuyla bağlandığı bir yazara yazdığı mektupla başlıyor. Kadının hayatı boyunca beslediği bu aşk, karşılık bulmasa da onun yaşamını şekillendiriyor. Bu kitap, bana göre derin bir felsefi mesaj sunmuyor; ancak Zweig’in anlatımı öyle etkileyici ki her satırda kadının hislerini doğrudan hissediyorsunuz. Kısa ve öz bir hikaye, yoğun bir duygu seli yaratıyor. Kadının yalnızlığı, takıntılı tutkusu ve yaşadığı sessiz acı, okuyucuya güçlü bir içsel deneyim yaşatıyor.
Edebiyat
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,6bin okunma
Aspidistra üzerine yorum
Puan vermedi·296 syf.··
2025 15. kitabı
George Orwell’in Aspidistra romanı, bana göre sadece paranın insan üzerindeki etkisini değil, insanın hayatta büyürken geçirdiği içsel dönüşümü de anlatıyor. Gordon Comstock’un hikayesi, başta bir isyan gibi görünse de aslında bir olgunlaşma süreci. Romanın başkahramanı Gordon Comstock, iyi bir eğitim almış, şiir tutkusu olan genç bir adamdır. Reklamcılıkta başarılı olabilecekken, kapitalist dünyanın “para ve başarı” takıntısına isyan ederek işini bırakır. Maddi sıkıntılar içinde yaşarken bir yandan yazarlık hayalini sürdürmeye, bir yandan sevgilisi Rosemary ile ilişkisini ayakta tutmaya çalışır. Romanın ilk sayfalarında Gordon, dünyaya, özellikle de para ve saygınlık üzerine kurulu burjuva düzenine öfke dolu. O, bu sistemin dışında kalmak istiyor. Reklamcılığı bırakması, sefalet içinde yaşaması, her şeyi reddetmesi, tüm bunlar bir tür ruhsal özgürlük arayışı. Fakat roman ilerledikçe, bu özgürlüğün aslında onu ne kadar yalnız, kırılgan ve çaresiz bıraktığını görüyoruz. Parasızlığın ve toplumdan dışlanmışlığın, onu hem fiziksel hem ruhsal olarak çökerttiğini görüyoruz. Romanın merkezinde, “para insanı köleleştirir” düşüncesi var. Gordon’un parasız yaşamı ideolojik bir başkaldırıdır ama parasızlığın özgürlük değil, başka bir tutsaklık yarattığı görülüyor. Gordon, kendi isyanında boğuluyor çünkü ne kadar reddederse reddetsin, para yine hayatının merkezinde dönüyor. Parayı düşünmeden yaşayamıyor, onu küçümsediğinde bile ona bağımlı durumda kalıyor. Parayı reddeder ama paranın belirlediği bir dünyada yaşadığı için ondan tamamen kopamaz. Bu yüzden isyanı bir noktadan sonra içe döner; dış dünyayla değil, kendi inançlarıyla çatışmaya başlar. Gordon’un trajedisi, cebinde para olmaması değil; düşüncelerinin bile para kavramı etrafında şekillenmesidir. Parayı reddettikçe ona
Edebiyat
AspidistraGeorge Orwell · Can Yayınları · 20195,4bin okunma