Eski zamanlarda, grubun diğer üyeleri tarafından hak etmediği düşünülen birinin yiyecekleri tüketmesi onun için tehlikeli hatta ölümcül olarak kabul edilirdi. Yani bedavacılara karşı güçlü bir alarm sistemi vardır. Gruptakiler bir kişinin yemeği veya grupta bir yeri hak etmediğini düşünüyorsa o kişi artık güvende değildir. Avcı-toplayıcılar arasında cinayet alışılmadık bir durum değildi ve hırsızlar genellikle grubun öfkesinin hedefiydi. Sonuçta bir "beleşçi" olarak tanımlanacaksa bir kişinin yiyecek çalması veya başkalarının almasına izin vermediği yiyecekleri tüketmesi ona minimum fayda sağlayacaktır. Çünkü bu şekilde etiketlenmek büyük olasılıkla dışlanmaya ve potansiyel bir ölüme yol açacaktır. Yani açlık tek risk değildir, başkaları tarafından reddedilmek de aynı derecede kötüdür. Bu nedenle grubun tepkisini azaltmak için depresif durumdayken bireyin kendi isteğiyle yemek yemekten kaçınması daha uyumlu bir davranıştır. Sonrasında eski koşullara dönüldüğünde, kişi zarar görmüş itibarın yükü olmaksızın yemek aramaya ve talebine devam eder.
Depresyondayken yemek yemekten kaçınanlar, kendi başlarına yiyecek üretmedikleri zamanlarda bile işbirlikçi ilişkileri sürdürmekte daha iyi olabilirler, hatta bu onlara acıma ve onlara yardım etme konusunda diğerlerine ilham verebilir.
Depresif bireyler haz almakta güçlük çeker. Bu nedenle cinsellik, pahalı zevkler, yeme-içme, sosyal aktiviteler onlar için artık pek bir anlam ifade etmez. Yani daha az tüketmeye başlarlar, bu da onların statü olarak daha geriye gittiklerini gösterir.
Depresif ruh halinin özel bir görevi olduğunu varsayalım, bunu öne süren çalışmalara literatürde de rastlarız. Örneğin bu çalışmaları sürdüren biliminsanları depresyonu şöyle ele alır: Depresyon, bireylerin sosyal bağlamlarından dışlanma riski olduğu durumlarda ortaya çıkar; sosyal etkileşim açısından riskleri azaltan bir mekanizmanın evrimleşmiş halidir. Kişi grup içerisinde, ikili ilişkilerde, arkadaşlık veya romantik ilişki bağlamında bir sosyal dışlanma tehdidi hissettiğinde depresyon ortaya çıkabilir. Bu hipotez klinik gözlemlerimle de son derece tutarlı. Depresyondaki bireyler bu durumu tam olarak fark edemeseler de sosyal davranışlarının biçimini değiştirerek sosyal riskleri geçici olarak en aza indirmeyi hedefler.
Bazı araştırmacılar, depresyondaki bireylerin boyun eğen yapıda davranışlar sergilediklerini düşünür. Örneğin diğer insanlarla göz göze gelmekten kaçınmak, duyguları tam olarak belli etmemek, eskiye göre daha az konuşmak ve ait olunan sosyal çevreden uzaklaşmak sıklıkla görülür. Bu davranışlar, başkalarının kendisine yönelik sorgulamasını ve saldırganlığını azaltmaya, -algılanan-yenilgi durumlarında diğerlerini yatıştırmak açısından zarardan kaçınmasına yardımcı olur. Depresif ruh hali ve davranışların, sosyal statü açısından bizden yüksek kişileri tehdit etmek veya statü rekabeti için enerji harcamak yerine sosyal itaati kabul etmek için tasarlanmış kalıtsal bir mekanizma olduğunu söylemek mümkün.