Gökyüzüne bakıyorum orada şefkati kırıntılarına benzer bir şey görebilir miyim acaba? hayır, göremiyorum. buyuk okyanus uzerinde asili gibi duran sekilsiz bulutlar görünüyor yalnızca. o bulutlar bana hiçbir şey söylemiyor. bulutlar her zaman sessizdır. benim gökyüzüne bakmamam gerekir belki de. bakislarimi yoneltmem gereken yer, olasilikla kendi içim. kendi icime bakiyorum. derin bir kuyunun dibine bakarmis gibi. orada şefkati görebilir miyim acaba? hayır, göremiyorum. orada gorebildigim her zamanki doğamdan başka bir şey değil. kendime özgü, inatçı, uyumlu olmaktan uzak, sık sık kafasına göre hareket eden, yine de sürekli kendinden kuşku duyan, sıkıntıyla karşılassa bile orada gelinebilecek, hatta güluncluge yakın bir şeyler bulmaya çalışan bir doğan var. Bu dogami eski bir boston canta gibi tasiyarak uzun bir yol aldim. hoşuma gittiği için taşımış değilim. içindekilere oranla aşırı ağır, görünüşu de iç açıcı değil. yer yer asinmalar da görülüyor. ama taşıyabileceğim başka bir şey yoktu, yapabileceğim başka şey de yoktu, bu yüzden taşıdım işte.fakat artık alıştıgimi da söyleyebilirim.
Bir gün aniden kendi istegimle roman yazmaya başladım. Sonra bir gün aniden kendi isteğine yollarda koşmaya başladım. Hiçbir şeye bağlı kalmaksızın, yalnızca istediğimi kendi yapmak istediğim şekilde yaptım. İsterlerse insanlar beni durdurmaya kalksın, kötü eleştiriler yapsın; kendi tarzımi değiştirmedim böyle bir insanı başkaları istedi diye kendini degistirmesi mümkün olabilir mi?