Kitaplarla dolu bir sayfa değil kitaplardan oluşan bir evren yaratmak istiyorum.
Kitaplar hakkında sohbet etmek için instagram sayfamı takip edebilirsiniz.
İnstagram:instagram.com/cosmic_book.lov...
Galilee, Clive Barker'dan şu ana kadar okuduğum en uzun kitaptı. Buna rağmen yine iki günden fazla sürmedi. Bu adamın sürükleyici satırlar kaleme almakta ustalığına akıl erdiremiyorum. Zaten kaleme aldığı tür üzerine fazla kitap bulmak mümkün değil. En iyi örneklerini kaleme alıyor türünün. Ben de uzun süredir okuyup okuyup yorumluyorum, her defasında da söylüyorum, hala sesimi duyuramadım. Çevirin şu adamın tüm kitaplarını, çok şey kaçırıyorsunuz!
Karakterin ele alınan konu içine yedirilmesinden önce kendi içinde bir olgunluğa kavuşması gerekir. Clive Barker kitaplarında çeşitli karakterler kaleme almayı sever. Fakat daha önce Galilee kadar geniş bir karakter ağına sahip olan bir kitabını okumadım. Romanın ilk sayfasına daha geçmeden karşınıza çıkan iki büyük sayfa dolusu soy ağacı zaten bu konuda bilgiyi baştan veriyor bizlere. Kitabımız iki köklü aileyi konu alıyor. Bunu çok da farklı bir yönden ele alıyor. Galilee zamandan bağımsız olarak yazılıyor. Nasıl derseniz; içinde barındırdığı fantastik ögelerle alakalı bir durum yok. Elimizde tuttuğumuz kitabımız aslında bir kitabın da yazılma süreci. Ana adamımız Maddox, iki aile hakkında çarpıcı gerçekleri tüm çıplaklığı ile kaleme alıyor. Bunu yaparken de hareketli hayatı boş durmuyor tabi. Kitabın bölümleri arasında gezinirken, yazıldığı zamanı da elden bırakmıyoruz.
Bölümler arası geçişler kopukluktan uzak, gayet güzel bir bütün havasında önümüze sunulmuş. Bunda en büyük etken karakterlerin yaradılış sürecinin başarılı olması ve biz okurlara güzel tanıtılması. Kitapta dünyaların birbirine girdiğine şahit olacaksınız, zaman içinde adeta yüzeceksiniz fakat o muazzam sürükleyicilik sayesinde konudan asla ve asla kopamayacaksınız. 714 sayfalık bir eserde bu esintiyi yakalamak kolay değil.
Daha önce de bahsetmiştim;
Rossum’un Evrensel Robotları, düşündüğümden çok daha etkileyiciydi açıkçası. Bilimkurgu dediğimizde aklımıza genelde romanlar geliyor ama bu bir tiyatro metni ve buna rağmen çok da akıcıydı. Üstelik okurken sanki tiyatro değil de normal bir hikaye/roman okuyormuş gibi hissettim.
Kitapta insan gibi görünen robotlar üreten bir şirket var. Bu robotları üretirken de aslında amaçları insanların çalışmasına gerek kalmadan rahat içinde yaşaması ve dünyada cenneti tatmaları. Ama bu teknoloji kontrolden çıkarsa ne olur dediğimiz noktada aslında hikaye başlıyor. Robotlar zamanla sorgulamaya, düşünmeye başlıyor ve iş çığırından çıkıyor.
Hem bilimkurgu hem de toplumsal eleştiri içeren gerçekten çok güzel bir oyun. Özellikle teknoloji, yapay zeka ve insanlık ilişkisini bize sorgulatan alt metinler çok net. Beni en çok etkileyen şeylerden biri de robotların insan olmaya dair arayışlarıydı. Sonu ise kesinlikle beklediğim gibi değildi, çok anlamlı ve vurucu bir finaldi.
“Hayatının başka insanların -hiç tanışmadığın, varlığından hiç haberdar olmadığın insanların- her gün yapmakta olduğu seçimler tarafından sayısız şekilde nasıl etkilenebileceğini aklın alıyor mu?”