…Pastayı o seviyordu.
Pastanın hayatı güzelleştiren bir şey oldu kanısındaydı.
Pastanın kendisini değil, hayatta böyle bir şeyin var olmasını seviyordu.
Pastanın vaat ettiği dünya erişilmezdi.
Mutluluk gerektiriyordu pasta yemek, iyi şeyler, hoş duygular, en azından sebep ya da insan.
O dünyaya belki ben de bir gün erişirim diye çarşıdaki janjanlı pastaneyi de kaydetmişti ama hayat ona oradan pasta sipariş etmesini gerektirecek bir fırsat vermeyince numaranın varlığının içini acıttığını fark etti, sildi.
Birine bir iyilik yaptıktan sonra kendini üstün hissetmenin verdiği bu doygunluk olmasa kimsenin kimseye iyilik yapacağı yoktu aslında.
Merhametin özü kötücüldü, bu yüzden maraz doğuruyordu…
Erdem, kimsenin gözardı edemeyeceği üzere, mükemmelliğin son derece çetin yolunda daima tuzaklarla karşılaşır, öte yandan günah ve kötü alışkanlık talih tarafından çok sevilir.
Üç çeşit sessizlik vardı.Pasif agresif sessizlik; artık konuşacak bir şeyimiz kalmadı sessizliği.konuşmak zorunda olmamanın sessizliği.yalnızca birlikte olmanın; birlikteliğin. İnsan yalnızken sessiz kalmaktan rahatsız olmaması gibi.